Showing posts with label tehdit. Show all posts
Showing posts with label tehdit. Show all posts

Saturday, March 21, 2015

Laptopumu kaybettim hükümsüzdür


“Laptopumu açabildiğim her yer ofisim” söyleminin devamı olarak bazı kafelerin birçok ofisten fazla iş ürettiğine inanıyorum. 




Ankara’yı bilenler için bu “ofis kafelere” verilebilecek en iyi örnek şüphesiz Kafes Fırın’dır. Üniversite yıllarımda limonatası için gittiğim ve benziliğin içinde bir ufak bir kafe olan, şimdilerde ise iki görüşme arasında çalışmak için gittiğim Kafes Fırın kendini geliştirip her anlamda Ankara’nın gurur duyması gereken markalardan biri haline geldi. Ankara’ya iş için geldiyseniz ve vaktiniz olursa Eskişehir yolundaki Kafes Fırın’a mutlaka uğrayın. Ankara’daysanız ve şimdiye kadar gitmediyseniz de bu eksiğinizi hızlıca tamamlamanızı öneririm.



Hayır, burası kafe-yiyecek-içecek blogu olmadı. Mobil ofis konseptine girmişken keyifli bir ortamı ve lezzetli tatları paylaşmak istedim sadece.

Laptoplar ve tabletler sayesinde işimizi gittiğimiz her yere götürme imkanımızın olması bizlere çalışma alanı konusunda esneklik sağlarken beraberinde de bazı riskleri hayatımıza soktu. Bunların başında laptopumuzu kaybetmek veya çaldırmak geliyor. Belki ikinci planda laptopların, sıvı dökülmesi veya düşmesi sonucu fiziksel olarak hasar görmelerini sayabiliriz. Laptoplardan bahsederken aslında işimizi yapabilmemizi sağlayan bütün taşınabilir cihazlardan söz ediyorum, tabletlerimizi ve kurumsal e-posta alıp gönderdiğimiz akıllı telefonlarımızı da düşünmeliyiz.


Laptop kaybının gerçek değeri nedir?
 Kimimiz pahalı laptoplar kullanırken kimimiz ise şirketin verdiği, zor açılan ve zor kapanan eski laptoplar kullanıyor olabiliriz ancak yaşanacak bir çalınma veya kaybolma olayında kaybımızın cihazın etiket fiyatıyla sınırlı olmayacağını şüphesiz hepimiz biliyoruz. Aşağıdaki fotoğrafı bu Cumartesi günü Ankara’da çektim. Gördüğünüz gibi laptopun kendisinden çok içindeki verilerin derdine düşülmüş ve olayın yaşandığı sokakta pek çok noktaya bu yazı yapıştırılmış.



Araştırma kuruluşu Ponemon Institute tarafından 138 laptop kaybı olayı üzerinde yapılan bir araştırma sonucunda ortalama bir laptop kaybı olayının 50,000 A.B.D. Dolarına mal olduğu belirtilmektedir. Raporda bu değere yeni laptop bedeli, kaybolan veriler, konuyla ilgili yaşanan iş kaybı ve hatta yeni laptop kurulumu için harcanan bilgi işlem personeli zamanı gibi pek çok konuda görünen veya görünmeyen giderler hesaplanarak ulaşılmış. Laptopun kurumsal merdivenin hangi basamağında kullanıldığına göre bu değer azalabilir (orta kademe yöneticilerde ortalama 28,000 A.B.D. Doları) veya artabilir (üst kademe yöneticilerde ortalama 61,000 A.B.D. Doları).


Laptopunuzu nerede çaldırırsınız?
Sizin de ilk aklınıza gelen yerlerdir; araba, ofis dışında çalıştığımız ortamlarda veya havaalanı gibi seyahat sırasında bulunduğumuz yerlerde. Prey Labs tarafından yayınlanan bir blog yazısında ise araştırmalarına göre, laptopunuzu çaldırma ihtimalinizin en yüksek olduğu yerler şunlar;

Arabanız: Yukarıda paylaştığım yazıda tarif edilen olay. Hırsız araba camını kırıp laptopu veya laptopun içinde bulunduğu çantayı çalar. Düşündüğümüzün aksine AVM veya havaalanı gibi halka açık otoparklarda bıraktığımız arabalar güvende değildir ve bunun sonucunda arabanın içerisinde bıraktığımız şeyler de aynı oranda güvensizdir. Yeri gelmişken; arabanın bagajından laptop çaldıran arkadaşlarım oldu (ve hayır laptopu arabanın bagajına AVM’ye park ettikten sonra koymamışlardı).

Halka açık alanlar: İnsanların toplandığı, oturduğu, bulunduğu kalabalık yerler laptop hırsızlıklarının yaygın olarak görüldüğü yerlerdir. Bu alanlarda bir de kablosuz internet hizmeti de varsa, hırsızlar buradaki taşınabilir cihaz yoğunluğuna uygun olarak oranın fırsatlarla dolu olacağının farkındadır. Havaalanları veya otobüs terminalleri, genel olarak hırsızlıkların sık görüldüğü yerler oldukları gibi taşınabilir cihaz özelinde de hırsızlık faaliyetlerinin yoğun olduğu yerlerdir.

Ofisiniz: AVM otoparkında bıraktığınız arabanız gibi, ofisiniz de aslında güvenli bir ortam değildir. Bundan birkaç yıl önce, Ankara’da bir Bakanlık binasına “çiçek getirdik” bahanesiyle ellerinde çiçekle giren 2 kişi en üst kata çıkmış ve aşağı her katta bulabildikleri laptopları, cüzdanları, çantaları ve diğer kıymetli eşyaları “toplayarak” inmişlerdir. Çalışma ortamınız satış ofisi, devlet dairesi veya mağaza gibi “halka açık” ise buraların güvenli olmadığını bilmekte fayda var.


Hangi tedbirleri almalıyız?
Laptop hırsızlıklarına karşı alabileceğimiz tedbirleri fiziksel ve bilgi güvenliğine yönelik olarak 2 gruba ayırabiliriz. Fiziksel olarak alınacak tedbirlerin başında aklınızı kullanmak ve içgüdülerini dinlemek gibi zaten başka eşyalarınızın çalınmasını engellemek için uyguladığınız tedbirler gelir. Biraz daha somutlaştırmak ve akılda kalmasını sağlamak için laptopunuzun çalınmasını önlemek için iki basit benzetme yapabiliriz.

En geçerli kural “laptopunuza nakit para gibi davranın” olacaktır. Bir kafede çalışırken tuvalete gidecek veya kahvenize biraz daha şeker alacak olsanız ve masanızda 10 adet 200 TL banknot olsa tahmin ediyorum onları yanınıza alıp öyle kalkarsınız. Aynı kuralı laptopumuza uygulamanın sonsuz faydası olacaktır. En kötüsü, benim başıma sıkça gelir, garson “ kalkıyor musunuz?” diye sorar, siz de benim gibi “yok, sadece tuvalete gidiyorum” dersiniz. Utanılacak bir şey yok. Benim genelde uyguladığım kural fiziksel teması kesmemektir. Örneğin yemek yerken laptop çantada ve yanında olsa bile kolumla veya bacağımla sürekli temas halinde dururum (özellikle güvenlik konularında “normal” olduğumu hiç iddia etmedim, siz isterseniz daha rahat davranabilirsiniz tabii ki)

İkinci kural ise “1 saniye bile olsa gözünüzü laptopunuzdan ayırmayın olacaktır”. Hırsızlık olayları dakikalarca sürmez, 1 en fazla 2 saniye içerisinde olur biter. Bu nedenle bir arkadaşlar sohbet etmek için kalkmanız gerekse bile ya masadan uzaklaşmayın, ya da laptopunuz görebileceğiniz bir yerde ve laptopunuza sık sık bakarak konuşun. Bu noktada sadece laptopa odaklanmanın ötesinde etrafta kimlerin olduğuna ve nereye doğru hareket ettiklerine de bakmanız gerekir. Özellikle birisi laptopunuzla sizin aranızdan geçerken daha da dikkatli olmanız gerekir. Bir kaç kez bir arkadaşımla konuşurken “özür dilerim, laptopumu göremediğim için tedirgin oldum, şurada konuşalım mı?” dedim ve sohbete laptopumu görebileceğim bir noktada devam ettik - “normal” mi? Bu kelimeyi anladığımdan emin değilim? :)

Laptop kayıplarında asıl canımızı yakan bilgi kaybını engellemek içinse aşağıdakileri uygulamakta fayda var.

Parola kullanın
BIOS seviyesinde bir parola belirleyin. Evet, bunlar atlatılabiliyor ve sıfırlanabiliyor ama laptopumuzu bulan kişiyi uğraştırmak önemli. Böyle bir önlemle birlikte laptopun altında bulunacak “bulana ödül verilecektir, şikayetçi olunmayacaktır” türünde bir yazı (ödül rakamını yazmak daha cazip olabilir) bu noktada hırsızın laptopunuzu size getirmesini bile sağlayabilir. BIOS parolasına ek olarak işletim sistemine de ulaşmak için kullanıcı ve parola belirleyin.

Verilerinizi şifreleyin
Dosyalarınızı ve verileriniz şifrelemek hırsızı bir miktar uğraştıracağı ve verilerinizi üçüncü taraflarca erişilemez hale getireceği için mutlaka kullanılması gereken bir çözümdür. Hırsızı uğraştırmanın ne kadar etkili olacağı konusunda şüpheniz varsa, bu insanların çalışmak yerine en kolay yoldan para kazanmaya çalıştıklarını hatırlamanızda fayda var. Şifreyi çözmeye uğraşacak sabrı olsa zaten o işi yapmazdı herhalde.

Verilerinizi yedekleyin
Tamam, olan oldu her şey gitti. Şifrelediğimiz ve parola kullandığımız için büyük ölçüde içimiz rahat ama dosyalarımıza ihtiyacımız var. Bu noktada dosyalarımızı yedeklemiş olmamız hayatımızı çok kolaylaştırabilir. Düzenli olarak ve sık aralıklarla yedek almak veri kaybınızı azaltacak en etkili çözümdür. Yedekleme işlemini satınalacağınız bir harici disk kullanarak da yapabileceğiniz gibi bulut yedekleme hizmetlerinden birisinden de faydalanabilirsiniz.

Diğer konular
İnternet tarayıcılarınızın hatırladığı bütün parolaların hırsızlar tarafından ele geçirileceğini düşünün. Bu nedenle “beni hatırla” seçeneğini günlük hayatınızdan çıkartmanız (ki zaten en başında yeri yoktu) faydalı olacaktır. Her ihtimale karşı bir kayıp/çalıntı olayından sonra bütün parolalarınızı değiştirmenizde fayda var.

Laptopunuzda mümkün olduğunca az veri tutun. 3 yıl öncenin fiyat tekliflerine arada bir ihtiyacınız olabilir (yoksa zaten silin) bu durumda bu dosyaları ofiste bir sunucu üzerinde tutmak daha mantıklı olacaktır. Laptopunuz çalındığında üzerinde ne kadar az veri olursa olayın etkisi o kadar az olacaktır.


Kurumsal olarak ne yapılmalı?
Genel olarak çalışanların ve özellikle de iş için seyahat edenlerin hırsızlıklar konusunda farkındalığının artırılması için çalışmalar yapılmalıdır.

Laptop hırsızlıklarının olması durumda çalışan sorumluluğun biliniyor olması önemlidir. Sorumluluğun ne kadarı yüklenir, tazminat süreci nasıl olur gibi konularda karar yönetimin olacaktır benim bir yorum yapmam doğru olmaz. Çalışana hiç sorumluluk da yüklenmeyebilir, önemli olan bunun biliniyor olmasıdır.

Kuruma ait laptopların detaylı ve güncel envanterinin tutulması çok önemlidir.
İş gereği seyahat eden çalışanların harici disk kullanma kurallarının belirlenmiş olması önemlidir. Bu senaryoda harici diskler veri kaybını azaltacak bir çözüm olarak görülebilir.
Laptoplarda bulunan verilerin düzenli olarak yedeklenmesi için bir yapı kurulmalı ve kullanılmalıdır.

Laptoplar üzerinde kurumun logosu (isteğe bağlı olarak daha önce belirttiğim ödül ve iletişim bilgilerinin) silinemeyecek şekilde bulunmasında fayda vardır.
Kurum genelinde yapılacak bir “önemli bilgi envanteri” çalışması kapmasında veya laptop özellerinde hangi çalışanın laptopunda hangi verilerin bulunduğunun listesinin çıkartılması önemlidir. Laptopla birlikte gerçekten ne çalındığını ancak bu sayede takip edebiliriz.

Çalışanların çalıntı/kayıp olaylarını raporlayabileceği bir sürecin oluşturulması ve yürütülmesi önemlidir.



Monday, January 19, 2015

Emre bir gönderide etiketlendi

Facebook saldırganlar tarafından sıkça kullanılan bir saldırı vektörüdür. Dünyanın her yerinde yüz milyonlarca kişinin “paylaşım” yaptığı bir ortam herkes için iştah açıcı olacaktır.
Profesyonel merak da diyebilirsiniz, yersiz risk almak da ama “tamam, tıklamayayım ama tıklarsam ne olur?” diyerek bu tuzaklardan birine atladım.


 Hollywood filmlerinde olduğu gibi saldırganın bakış açısından bir senaryo dahilinde ele alırsak “operasyon” şöyle gerçekleşiyor.

Yazının konusu olmadığı için tuzağın nasıl kurulduğunu ele almayacağım, sadece benim gördüğüm haliyle ekran görüntüsünü paylaşacağım.

Adım 1: Olta 
Arkadaşım Emre bir gönderide etiketlenmiş. Gönderiye konu fotoğrafın “kompozisyonu” erkek Facebook kullanıcılarının dikkatini çekebilecek şekilde hazırlanmış.





Adım 2: Kapan
Emre’nin gömlek düğmelerini iliklemeyi unutmuş bu ablanın olduğu videoda ne gibi bir rolü olabileceğini merak ettiğim için tıklıyorum ve aşağıdaki ekrana geliyorum.




Bu ekranda bir kaç nokta dikkatimizi çekiyor: 
Artık Facebook’ta değilim. Facebook gibi görünen bu site aslında www(.)videotr(.)me (DİKKAT: ziyaret etmeyin) sitesi.
Videotr(.)me sitesinin sahibine ulaşmak için birkaç sorgu yapıyorum ancak alanadı sahibi bilgileri gizli. Bu sitenin nasıl bir ekosistemin parçası olduğunu anlamak için Bing arama motorunun bir özelliğini kullanıyorum. Bing arama motoru üzerinde “ip:” operatörü ile yapılan aramaların sonucunda aynı IP adresinden yayın yapan ve Bing tarafından endekslenen siteleri bulabiliyoruz.
Göreceğiniz üzere bazı “ilginç” alanadları da aynı IP adresini ve büyük ihtimalle aynı hosting şirketini kullanıyor.


Burada dikkatimizi en çok çekenler;
Cotton-panty: erotik site.
Alfasro: Site başlığı Silkroad sunucusu olduğunu söylüyor. Silkroad "derin internet" olarak da bilinen internetin karanlık tarafında uyuşturucu, silah ve çocuk pornosu gibi konularda ticaret yapmak için kullanılan bir ortamdır. Bu sunucu gerçekten bu sistemin bir parçası mı? yoksa "derin internet" konusunda meraklı birkaç kurban bulmak için mi hazırlanmış emin olamadım. 
Düzeltme: Bildirdiği güvenlik zafiyetleri ile Yandex şeref listesine (Yandex Hall of Fame https://yandex.com/bugbounty/hall-of-fame/2014/11/) giren Gökmen Güreşçi'den gelen bilgi üzerine: Silkroad diye bir oyun varmış, onunla ilgili bir sunucu olabilirmiş. Gökmen Güreşçi'ye teşekkür ederim. 
Candyhile: Popüler Candy Crush oyununa hileleri yayınladığını iddia ediyor.
Kurtalankilim: Anadolu kaplanı sitesi gibi duruyor. Bunların arasında ne işi var anlam veremedim. Ucuz hosting bulmanın verdiği mutlulukla acaba komşularını çok sorgulamadan şirket sitesini buraya mı taşımış?
Taşıdıkları risk nedeniyle sitelerin hiç birini ziyaret etmedim, sizin de ziyaret etmenizi önermem.

Adım 3: Saldırı
Yönlendirildiğim sahte Facebook ekranında tamamı düğmesini tıkladığımda, aşağıda görüldüğü gibi bir yazılım bilgisayarıma iniyor.


Tersine mühendislik ve zararlı yazılım analizi konusunda bir iddiam yok, o işi Mert Sarıca ve Emre Tınaztepe uzmanlara bırakıyorum, bu konuya ilginiz varsa her ikisini de takip etmenizi öneririm. Bu nedenle bunun ne olduğunu analiz etmek için internette ücretsiz olarak bu işi yapan siteleri kullanıyorum. 

İlk test olarak indirilen yazılımı VirusTotal sitesine yükledim. Sonuç aşağıdaki gibi oldu;


Virustotal’de çalışan toplam 56 antivirüs yazılımı arasında sadece 17 tanesi bu zararlıyı tespit edebildi. Bilgisayarınızda güncel ve lisanslı bir antivirüs yazılımı olmasının neden önemli olduğuna dair önemli bir göstergedir. Bu zararlıyı tespit edemeyen 39 antivirüsten birini kullanmanız durumda faydası olmayacağını unutmamak lazım. Antivirüs kullanacağız ama sağduyumuzu da elden bırakmayacağız. 

Bu zararlı yazılımın tam olarak ne yaptığı konusunda da kabaca bir fikir sahibi olmak dosyayı bir de Malwr sitesine yükledim.
Aşağıdaki ekranlarda görülüğü üzere zararlı yazılım klavye ve fare hareketlerini kaydediyormuş.



Adım 4: Parayı kazanmak
Kurbanların kullanıcı bilgileri (sitelerde ve uygulamalarda kullandığınız kullanıcı adı ve parola bilgileri) ve kredi kartı bilgileri saldırgana iletiliyor.

Güncelleme: Bu yazıyı yayınladıktan 1-2 saat sonra aynı "gönderide" çok farklı bir arkadaş çevremden birinin daha etiketlendiğini gördüm. Bu zararlı yazılımın hızla yayıldığına bir kanıt oluşturabilir. Bir diğer yandan da son gönderide etiketlenenlerden birinin çalıştığı kurumu görünce, bu zararlı yazılımın şirket veya kurum içerisinde Facebook kullanımına izin veren yerlerde de görülebileceğini ve devlet sırrı / ticari sır kaybına neden olabileceğinden şüphelenmeye başladım (kurum adına dikkatinizi çekerim).


Facebook gibi sosyal medya araçlarının kullanımında “uyanık” olmak gerektiğine dair güzel bir örnek oluşturan bu saldırı konusunda çevremizdekileri ve özellikle çocuklarımızı bilgilendirmek önemlidir. 

Monday, October 27, 2014

CEO'nun Siber Güvenlik Rehberi

“Siber güvenlik” veya daha genel olarak kabul görmüş ismiyle “bilgi güvenliği” konuları her geçen gün kurumsal yapının daha üst basamaklarında ele alınıyor. İş hayatına ilk başladığımda “bilgisayarcı çocuk” tarafından ele alınan konu artık müdür, direktör ve hatta genel müdür seviyesinde ele alınmaya başlandı. Bilgi Güvenliği konusunda çalışmayan ama bütçe veya satınalma onayı gibi nedenlerle bu konuda karar vermek zorunda kalan; CEO, CXO, Genel Müdür, Satınalma Müdürü, Finans Müdürü, Mali Müşavir, Danışman ve benzeri görevleri üstlenenlerin bu konuda daha doğru ve etkin kararlar vermelerini sağlayacak bazı basit soruları toparlamak istedim.

Yönetici (temsili)

Konunun Bilgi İşlem birimlerinin ötesine ve/veya üstüne taşınmasının başlıca nedenleri arasında aşağıdakileri sayabiliriz;
  • Kanuni zorunluluklar: 5651 sayılı kanun gibi kanunların veya  çeşitli yönetmeliklerin kurumsal bilgileri koruma zorunluluğu getirmesi.
  • Değişen iş süreçleri: Internet’e ve bilgi teknolojilerine daha bağlı hale gelen iş süreçleri bilgi güvenliği ihlallerinin iş, para veya itibar kaybına neden olması şirketlerin üst yönetimlerinin konuya daha fazla ilgi göstermesine neden olmuştur.
  • Artan bilinç düzeyi: Bilgi güvenliği konusunda yaşanan ihlallerin ve konunun bir şirket için hayati önem taşıdığının basında ve çeşitli etkinliklerde dile getirilmesi kurumsal yapının her basamağında belli bir farkındalık düzeyi oluşmasını sağlamıştır.

Bilgi güvenliğinin teknik/teknolojik bir konu olmadığını elimden geldiğince her fırsatta vurgulamaya çalışıyorum. Bilgi güvenliği konusu aslında bir risk yönetimi konusudur ve bu nedenle konuşmaların ve kararların sadece teknik bir bakış açısı ile ele alınması çok doğru olmayacaktır. Bilgi güvenliği konusunda doğru adımların atılması ve yatırımların yapılmasını sağlamak amacıyla konuya Üst Yönetim bakış açısıyla yaklaşmanın faydası olacaktır.

Bilgi güvenliği yatırımlarının etkili olması, yapılan yatırımın tam karşılığının alınabilmesi ve şirket veya kurum için hayati önem taşıyan bu konuda atılan adımların somut olarak ne anlama geldiğinin Üst Yönetim tarafından anlaşılması çok önemlidir.

Bu işlere “Bilgisayarcı Çocuk” bakmıyor mu?

Maalesef, Bilgi Güvenliği bir risk yönetimi faaliyetidir ve şirket risklerinin sahiplerinin sorumluluğuna girmiştir. Şirket risklerinin sahipleri; Genel Müdürler, CEO’lar, Finans müdürleri veya İdareciler gibi şirketin veya kurumun doğru çalışmasını, zarara uğramaması ve daha ileriye gitmesi için çalışan kişilerdir.

Teknik birimlerle Yöneticilerin Bilgi Güvenliği konusunda karar vermek için yaptıkları toplantılarda teknik olmayan idarecilerin elinin altında bulunmasında fayda gördüğüm bazı soruları aşağıda toparladım. Bir karar toplantısında veya ilk fırsatını bulduğunuzda teknik birimdeki arkadaşlarınızla bu soruların etrafında bir görüşme yapmak kurumsal Bilgi Güvenliği düzeyinizi anlamak ve iyileştirmek için faydalı olacaktır.

Siber hırsızlık ve Casusluk Zafiyet Kontrol Soruları
  • Korumamız gereken veya yarın sabah gazete manşetlerinde görmekten hoşlanmayacağımız ticari sır, bilgi, yazışma, plan, proje ve/veya patentlerimiz var mı?
  • Ticari sırlarımıza, bilgilerimize, yazışmalarımıza, planlarımıza, projelerimize ve/veya patentlerimize erişmek isteyebilecek rakipler veya başkaları var mı?
  • Ticari sır, bilgi, yazışma, plan, proje ve/veya patentlerimiz bilgisayar ortamında tutuluyor mu?
  • Bilgisayarlarınız veya bilgisayar ağınız internete bağlı mı?
  • Bilgisayarlarınızda USB girişi, ağ kablosu girişi veya CD/DVD yazıcı var mı?
  • Önemli bilgilerimizin, dosyalarımızın ve yazışmalarımızın yedeklerini düzenli olarak alıyor muyuz?


Bu soruların yanıtları kurumsal ağınızın saldırganlar açısından ne kadar “iştah açıcı” olduğunu ortaya koymaktadır. Bunlardan en az 2 tanesine “evet” yanıtı verdiyseniz Yönetim olarak Bilgi Güvenliği konularına dahil olmanız gerekmektedir.

Teknik Riskler ve Zafiyetler Kontrol Soruları

Bu soruların yanıtları kurumsal ağınızın ne kadar “hacklenebilir” olduğu konusunda bir fikri verecektir.

  • Daha önce bilgi güvenliği konusunda bir ihlal yaşandı mı?
    Önceki güvenlik ihlaline neden olan açık hala kapatılmamış olabilir. İstatistiksel olarak daha önce saldırıya uğramış bir şirketin tekrar saldırıya uğrama ihtimali çok yüksektir.
  • Bilgisayarlarınızda veya bilgisayar ağınızda zararlı yazılım tespit edildi mi? (virüs, Truva atı, ransomware, vs.)
    Zararlı yazılımlar geride arka kapılar veya kendilerini bile bırakabilirler. Bu nedenle daha önce zararlı yazılım bulaşmış bir ağın ve sistemlerin çok dikkatlice incelenmesi ve temizlenmesi gerekir. 
  • Ağınızı açık portları ve zafiyetleri tespit etmek için dışarıdan tarayanlar var mı?
    Web uzantınız .gov.tr ise günde birkaç bin kez, .com.tr ise günde birkaç yüz kez  taranıyorsunuz. Bilgi İşlem ekibinin bunun farkında olması ve ağ üzerinde gerekli tedbirleri alması önemlidir.
  • Kullandığınız yazılımların ve sistemlerin daha güncel sürümleri veya bu yazılımlar için yayınlanmış yamalar var mı?
    Güncel sürümler güvenlik açıklarını kapattığı için çok önemlidir. Kullandığınız yazılımların bir envanterini çıkartmak ve bunları üreticilerin web sayfalarındaki son sürümlerle karşılaştırmak sistemlerinizin güncel olup olmadığını anlamınızı sağlar.
  • Personeliniz iş için laptop, tablet, akıllı telefon benzeri taşınabilir cihazlar kullanıyor mu?
    Mobil cihazların güvenliğini sağlamak için alınması gereken önlemlerin alındığından emin olmak gerekiyor. Cihazlar çalınabilir, güvenli olmayan bir ağ üzerinden şirket bilgilerine ulaşabilir ki, bu durumda ,aynı ağa bağlı herhangi biri de aynı bilgileri görebilir.
  • Ağ ve bilgiye ulaşmak için sadece parola (kullanıcı adı ve şifre olarak da bilinir) kontrolü mü yapıyorsunuz?
    Sadece parolaya güvenmek parolanın ele geçirilmesi durumda tamamen korumasız kalmanıza neden olur.
  • Ağınızın ve bilgisayar sistemlerinizi düzenli olarak bilinen zafiyetlere karşı tarıyor musunuz?Bu taramaları yapmak bilinen ve saldırganlar tarafından yaygın olarak istismar edilmeye çalışılan güvenlik zafiyetlerini tespit etmenizi ve gerekli önlemleri almanızı sağlar.
  • Ağınıza veya ağınızdaki sistemlere uzaktan erişim (RDP, SSH, Web arayüzü, API, vs.) sağlıyor musunuz?
    Uzaktan erişim sağlayan cihaza (masaüstü bilgisayar, laptop, tablet veya akıllı telefon) zararlı yazılım bulaşmış olabilir veya güvensiz bir bağlantı üzerinden bağlanıyor olabilir. Bu durumların dışında da uzaktan erişim vererek kurumsal ağınızı dış dünyaya açtığınızı bilmeli ve gerekli tedbirleri almalısınız.  

 Yukarıdaki sorular içerisinde “evet” yanıtı verdikleriniz ele alınması gereken güvenlik tehditlerine işaret etmektedir.

 Bu konulardan yola çıkarak bir çerçeve oluşturmak ve kurumsal ağınızın ve bilgilerinizin güvenliğini arttırmak için önemli adımlar atmanızı sağlayacaktır. 




Tuesday, August 19, 2014

Sürekli bir yerler hackleniyor

Evet, her gün yeni bir güvenlik ihlali duyuyoruz. Önce SSL sertifikalarının güvenliğini ihlal eden "Hearbleed" çıktı, sonra alakasız bir Rus hacker çetesi ellerinde milyarlarca kullanıcı bilgisi olduğunu açıkladı. Bundan önce Evernote, ondan önce Ebay... Sürekli birşeyler oluyor ve ben her seferinde aynı tweetleri atıyorum: "bilmem neresi hacklenmiş, parolanızı değiştirin"... Dünyanın en iyi radyo programı "Özgür'le Morning Show" da duyurmama yardımcı oluyor. (Ayrıntılar için http://www.maxfm.com.tr/)

Resim 1: Ebay hacklendi

Resim 2: Evernote hacklendi. 

İnternet kimliklerinizin kötü niyetli kişilerin ellerine geçmesine neden olabilecek bu durumlarda işi gücü bırakıp parola değiştirmeye koşmamak için alınabilecek bazı basit tedbirler var. 

1. Bütün yumurtalarınızı aynı sepete koymayın
Belirli işler ve hesap türleri için kullanılmak üzere farklı eposta adresleri oluşturun. İlk aklıma gelenler; bankaya vermek üzere, alışveriş sitelerinde kullanılmak üzere, sosyal medyada kullanılmak üzere, ve Androi cihazınızda kullanılmak üzere çeşitli eposta adresleri almakta fayda var. Böylece sosyal medya için kullandığım bir eposta adresime Turkcell veya Turk Telekom faturası görünümlü bir eposta gelirse bunun sahte olduğunu kolayca anlayabiliyorum. 

2. Eposta adresiniz dışında bir kullanıcı adı belirleyin
Bu sayede saldırganların eposta adresinizi öğrenmesi yetmeyecek, bir de kullanıcı adınızı tahmin etmek zorunda kalacaklardır. 

3. Her hesap için farklı bir parola (şifre) kullanın
Hesabınız olan her hangi bir sayfa veya uygulama hacklenirse saldırganların diğer hesaplarınız tehlikeye girmeyecektir. Parolayı hatırlamak için sitenin adından faydalanabilirsiniz, diyelimki asıl sifreniz 0312@nKara bunu Facebook için 0312FB@nKara, Instagram için 0312IG@nKara, Gmail için 0312GM@nKara veya Twitter için 0312TW@nKara şeklinde kullanabilirsiniz. 

Yeri gelmişken; https://howsecureismypassword.net/ adresinden kullandığınız parolanın saldırganlar tarafından tahmin edilmesinin ne kadar süreceğini öğrenebilirsiniz (Yine de parolanızı buraya yazmamanızda fayda var). 

Yukarıdaki örneği ele alırsak 0312ankara aşağıda görüldüğü gibi 10 günde kırılabilirken, 0312@nKara parolasını tahmin etmek 58 yıl sürecektir. 58 yıl iyi bir rakam gibi görünse bile bu parolanın sonuna basit bir ünlem işareti eklemek parola tahmin etme süresini 4.000 yıla (yazı ile dört bin yıl) çıkartmaktadır.

Resim 3: Basit bir masaüstü bilgisayar ile 10 günde kırılabilen parola: 0312ankara

Resim 4: Parolayı 0312@nKara yapmak tahmin etme süresini 58 yıla çıkartıyor

Resim 5: Sonuna basit bir ünlem işareti ekleyerek parolayı 0312@nKara! yapmak tahmin etme süresini 4000 yıla uzatabilir.


4. Fazla bilgi vermeyin
Kayıt olurken sadece gerekli olan bilgileri doldurmakta fayda var. Bu sayede, güvenlik ihlali yaşanması durumunda hakkınızda mümkün olabildiğince az bilgi kamuya mal olur. 

5. Haberi duyduğunuzda parolanızı değiştirin
Üye olduğunuz siteyle ilgili bir güvenlik ihlali haberi duyduğunuzda parolanızı değiştirin. İdeal şartlarda, bu tür hacklenme haberlerini duymasanız bile, parolanızı yılda birkaç kez değiştirmenizde fayda var. 

6. Güçlü parola belirleyin
Bu konuda sayflarca yazı yazılabilir ama iyi bir parolanın temel özelliklerini ele alacak olursak şunları söyleyebiliriz;

  • Sadece harf veya sayıdan oluşmamalı
  • Eşinizin, tuttuğunuz takımın veya çocuklarınızın adını içermesin
  • Doğum tarihiniz gibi halka açık bilgiler içermesin
  • Sözlükte bulunan bir kelime olmasın. Buna yabancı kelimeler de dahil
  • Parolanızı kimseyle paylaşmayın. Evet, aklınıza şu anda kim geldiyse, o da dahil
Güvende olmanıza faydası olması dileğiyle. 



Saturday, March 30, 2013

Bostan Operasyonu: İsrail'in Suriye'yi bombaladığı gece



6 Eylül 2007 günü saatler gece yarısını henüz biraz geçmişken Suriye’nın Kuzey Doğusunda bulunan Deir ez-Zor bölgesindeki bir tesis İsrail Hava Kuvvetlerine ait F15 ve F16’lardan oluşan bir filo tarafından bombalandı. Sayıları tam olarak bilinmese de 12 – 14 arasında uçaktan oluştuğu düşünülen bu filo’nun eylemi bizim açımızdan çok önemli olmasa da olay gerçekleşme biçiminin aklımıza getirdiği sorular çok ilginçtir. 

2012 yılının Haziran ayında bize ait bir uçağı düşüren Suriye hava savunma sisteminin bu filoyu görmemiş olmasına imkan yoktur. Buna rağmen saldırıya katılan uçakların düşürülmesi bir ana, ateş bile açılmamıştır. Aşağıda “Bostan Operasyonu” (Operation Orchard) olarak da bilinen saldırının en önemli bileşeninin bir siber saldırı olabileceğine işaret eden bulguları paylaşıyorum. 

Resim 1: Bombalanan tesisin olaydan önce ve sonra çekilmiş uydu fotoğrafları


Bostan Operasyonu

Aşağıdaki Suriye haritasında bombalanan tesisin bulunduğu Deir ez-Zor vilayetinin konumu gösterilmiştir.
Resim 2: Bombalanan tesisin bulunduğu Deir ez-Zor vilayeti



Bu durumda basit bir gözlemle İsrail uçaklarının Suriye’yi neredeyse boydan boya geçmesi gerektiğini görebiliriz. Aşağıda izledikleri rota işaretlenmiştir.

Resim 3: İsrail savaş uçakları tarafından izlenen rota


 Suriye’nin hava savunma sistemlerini ne kadar etkin kullandığını gösteren  2012 yılında yaşanan acı olayın yanısıra aşağıdaki harita üzerinde bu sistemlerin konumlarını görebiliriz. 

Resim 4: Suriye hava savunma sistemlerinin konumları


 Üçgenler hava savunma sistemlerinin konumlarını göstermektedir. Uçuş rotasını bu harita üzerine yerleştirirsek operasyonun aslında ne kadar tehlikeli olduğunu daha net görebiliriz.

Resim 5: İsrail uçaklarının rotasının hava savunma sistemleriyle karşılaştırılması



Görüldüğü üzere kırmızı dairenin içerisinde kalan alan hava savunma sistemlerinin yoğun olarak bulunduğu alan. Kısaca operasyona katılan uçakların İsrail’de havalanmasının ardından Suriye sınırına yaklaştıkları anda bu sistemler tarafından tespit edilmiş olması gerekirdi. 

8 Eylül tarihli aşağıdaki gazete haberine göre ise Gaziantep ve Hatay’da İsrail savaş uçakları tarafından bırakılmış yedek yakıt tankları bulunmuştur.

Resim 6: İsrail savaş uçakları tarafından bırakılan yakıt tanklarına dair çıkan haberler


Bu durumda dönüş yolunu da hesaba katarsak İsrail uçaklarının defalarca Suriye hava savunma sistemlerinin menziline girmiş ve tespit edilmiş olmaları gerekmektedir. Aşağıdaki haritaya dönüş yolu da eklenmiştir.

Resim 7: İsrail uçaklarının dönüş rotası

                                         
Beyaz olarak gösterdiğimiz rotanın başladığı yerin bize ait F4 uçağının düşürüldüğü yerde olması nedeniyle Suriye hava savunma sistemlerinin bu bölgeyi rahatlıkla gözlemleyip gerektiğinde vurabildiğini biliyoruz. 

Operasyonda kullanılan F15 uçaklarının 1976’da hizmete girdiğini düşünürsek 2000’li yılların radar sistemleri tarafından görülmemiş olması imkansızdır. Günümüz uçaklarının aksine kompozit malzemeler yerine çelik ve titanyumdan üretilmiş uçakların gövdelerinin gözden kaçması imkansızdır. Bu durumda elimizde kalan tek geçerli seçenek bombardımanın sanal ortamda yürütülen bir operasyonla eşzamanlı olarak gerçekleştirilmiş olmasıdır.




3 farklı senaryo

Ele alacağımız 3 senaryoda da Suriye’ye ait hava savunma sistemlerinin “hacklenmesi” ihtimal dâhilindedir. 

1940’lardan beri çalışma prensiplerinde değişiklik göstermeyen radar sistemleri gönderilen bir radyo dalgası veya lazer ışınının havadaki bir cisim üzerinden yansıyarak geri gelmesi üzerine kuruludur.
“Hayalet uçak” olarak da adlandırılan uçaklar ise gövde yapıları ve kullanılan kaplama malzemeleri sayesinde radarların gönderdiği sinyalleri emerek veya yönünü değiştirerek radara geri gitmesini engelleyerek “görünmez” olurlar. 

Bu durumda ilk geçerli senaryo İsrail uçaklarından oluşan filonun önünden radarlar tarafından görünmeyen ufak bir insansız hava aracının uçması ve bu araçtan Suriye radarlarına sahte radar sinyallerinin gönderilmesi olacaktır. Radarlarda, ne yazık ki, gelen sinyalleri kendilerinin gönderip göndermediğini kontrol edebilecekleri bir sistem bulunmamaktadır. Bu nedenle “havada bir şey yok” sinyali gönderecek bir insansız hava aracı radarların kendi sinyallerinin geri gelmesini, geri gelse bile dikkate alınmasını engellemiş olacaktır. 

İkinci senaryo ise operasyon’a katılan F16’lara bir açıklama da getirebilir. BAE Systems adlı bir İngiliz firması tarafından geliştirilen bir sistem düşman radar sistemlerinin zafiyetlerinin kullanılmasına imkan sağlamaktadır. Bir çeşit “radar sistemi için metasploit” olarak adlandırabileceğimiz sistem sayesinde düşman radarına istenilen görüntü gönderilebilmektedir. A.B.D. ordusunun bu sistemi 2006 yılından beri aralarında F16’ların da bulunduğu bazı uçaklara yerleştirmiş olması nedeniyle bu operasyona katılan F16’ların da bu sisteme sahip olduklarını düşünmemize neden olmaktadır.  

Son senaryo ise Suriye’nin Rusya’dan satınaldığı radar sistemlerinde kullanılan yazılımlarda bir çeşit “arka kapı” bulunmuş olmasıdır. Bu sayede sistemi ele geçiren birisi radarları yönetme kabiliyeti kazanmış olabilir. Arka kapı sonradan keşfedilmiş olabileceği gibi, üretim sırasında kaynak koda da yerleştirilmiş olabilir. Günümüzde kurumsal ağlarda kullanılan bazı ağ ve güvenlik cihazlarında da gördüğümüz bu arka kapılardan gerçekleşecek bağlantı büyük ihtimalle gözden kaçacaktır. Bu sayede ele geçirilen bir sistem tam anlamıyla teslim olmuş olacağı için saldırının bundan sonrası saldırganın insafına kalmıştır. 


Askeri açıdan bu saldırıdan çıkartılabilecek sayısız ders vardır. Bilgi güvenliği alanında çalışan bizler için en önemlisi ise siber savaşlarının nasıl gerçekleşebileceği konusunda bazı ipuçları vermesidir. Askeri ve kamu kurumlarının yanında şirketlerin de artık bilgi güvenliği konusunu sadece bilgisayarlarla sınırlandırarak ele almasının ne kadar tehlikeli olabileceğini görüyoruz. SCADA gibi önemli altyapıları yöneten sistemlerinin siber saldırıların kurbanı olduğunu zaten biliyoruz ve ne yazık ki bu saldırılar artık Stuxnet gibi çok gelişmiş yazılımlarla değil, basit araçlarla yapılmaktadır. 

“Bizim radarımız yok ki?” diyenler için; IP telefonlarınız ortam dinlemesi için kullanılabilir, kullandığınız video konferans sistemine dahil olunup görüşmeleriniz dinlenebilir veya güvenlik kameralarınız sizi izlemek için kullanılabilir. 

Evet, siber savaş cephesi her geçen gün genişliyor ve ne yazık ki bu genişlemeyi yakından takip etmemiz hayati önem taşımaktadır. 

MITRE ATT&CK Gerçek Hayatta Ne İşimize Yarar?

  Rusya kaynaklı siber saldırılar webinarı sırasında üzerinde durduğum önemli bir çalışma vardı. MITRE ATT&CK matrisini ele alıp hangi...