Showing posts with label Hacking. Show all posts
Showing posts with label Hacking. Show all posts

Saturday, July 13, 2019

S-400'leri Ben Alsaydım

Kısa bir süre için paralel bir evrende bir ülke yönettiğimi düşünelim. Her egemen ulus gibi bizim de hava savunma sistemlerine ihtiyacımız olacak. Ülkemizin bir iç denizi var o yüzden deniz üstü savunma sistemlerine ihtiyacımız yok. Etrafımızdaki dağlar da kara operasyonunu neredeyse imkansız hale getiriyor. Kısacası ülke, dört tarafı dağlarla çevrili ve denizin dört tarafını çeviren şirin bir bir yer. Ben de kral olarak "alacam S-2000Xi'leri, vurucam kırbacı, vurucam kırbacı" deseydim, aklıma gelen ilk konu bu sistemlerin içinde ne olduğu olurdu. Elbette broşürlerde bir şeyler yazıyorlar ama bu sistemlere ihtiyacım olduğunda çalışacaklarından nasıl emin olabilirim?

S-2000Xi görseli bulamadım, S-400'le idare edeceğiz

Hava savunma sistemi alacak olsam ilk gün yapacağım bazı şeyler olurdu. 

Hava savunma sistemlerini bekleyen tehlike
2007 yılının Eylül ayında, İsrail "Bostan Operasyonu" olarak adlandırılan saldırıda Suriye'nin kuzey doğusunda bir tesis bombaladı. 
Suriye'nin hava savunma sistemleri konusunda, onu bölgedeki diğer ülkelerden ayırın bir özelliği sahip olduğu hava savunma sistemleri. Önceki başkan Hafız Esat'ın hava kuvvetlerinde subay olmasından da kaynaklı olabileceğini düşünüyorum ama bu konuda elimde bir kanıt yok. Sonuçta Suriye 1967 yılından başlayarak hava savunma sistemlerine ciddi yatırım yapmış. Günümüzde 200'ün üzerinde bataryası olduğu düşünülen Suriye'nin en büyük tedarikçisi Rusya. 
2007 yılında düzenlenen saldırının parçalarına bakarsak;
  • Suriye'nin elinde o dönemin gelişmiş sistemlerinden olan S-200 bataryaları vardı.
  • İsrail saldırıyı 69. Filodan 4 adet F-15I (Ra'am - Yıldırım) ve 119. ve 253. filolardan 4 adet F-16I (Sufa - Fırtına) ile gerçekleştirdi. Fikir vermesi için F-15'in ilk uçuş tarihi 1972, F-16'nın ilk uçuş tarihi 1974. 
Görece yeni bir hava savunma sistemine karşı görece eski uçaklar. Peki İsrail bütün Suriye hava sahasını geçip saldırıyı nasıl gerçekleştirebildi? 
Tahmin edebileceğiniz gibi Suriye'nin hava savunma sistemlerini hackleyerek. Ra'am ve Sufa'lar Suriye üstünden uçarken hava savunma sistemleri bunları hiç görmedi. S-200'lerin ekranlarında sakin ve olaysız bir gökyüzünü bir kaç ticari uçuş dışında hiç bir şey yoktu. 2007 yılının Ağustos ayında (saldırıdan 1 ay önce) teslim edilen 96K6E Pantsyr'ler bile 30 yıldan eski bu uçakları göremedi. 

Bu olayın 2007 yılında yaşanmasının ardından hava savunma sistemleri gelişti. Ancak saldırganların da kendi silahlarını geliştirmediğini düşünmek, en hafif tabirle, saflık olur. 

Peki, benzer bir riskin var olup olmadığı ve bunun dışında S-400 konusunda nelere dikkat etmemiz gerektiğini nasıl bileceğiz? Bir kez daha bu tür sıkıntıların ilgili savunma sisteminin broşürlerinde yazacağını düşünecek kadar saf olmamakta fayda var. 

Nelere bakmak lazım?
Bu tür bir sistemi değerlendirirken iç ve dış riskleri ayrı olarak değerlendirmek lazım. Riskleri de kendi içlerinde ikiye ayırabiliriz; hatalar ve art niyetli olanlar. 

Sistemin kendisinden kaynaklı riskleri "iç riskler" olarak düşünebiliriz. Sistemin tasarımından, üretimine kadar geçen süreçte sisteme dahil olabilecek riskleri listelersek;
  • Tasarım hataları
  • Yazılım hataları
  • Sistemin tedarikçi zincirinden kaynaklı riskler
  • Üretim hataları
  • Sistemi üretenler tarafından bırakılmış olabilecek arka kapılar
  • Sistemin bağlı olduğu ağa yönelik yapması muhtemel keşif çalışmaları
Dış riskler ise sistemleri dışarıdan etkileyebileceklerdir;
  • Sistemin saldırılara karşı kendini koruma becerisi
  • Sistemin siber saldırılara karşı ne kadar açık olduğu
  • Sahte GPS sinyallerini tespit etme becerisi olup olmadığının tespiti (Bu saldırı vektörünün çok basit olması ve istismar edilmesi için çok az yatırım gerektirmesi beni biraz endişelendiriyor. Sadece hava savunma sistemleri için değil, Sahil Güvenlik botlarımızdan, Jandarma unsurlarına kadar ciddi şekilde ele alınması gereken bir tehdit olduğunu düşünüyorum. 
Özetle; kendi ülkeme S-400 alacak olsam bunları ülkeye girer girmez uzmanlara teslim ederdim. Arka kapı aramaktan siber saldırılara kadar sistemin kapsamlı bir güvenlik değerlendirmesinden geçirildiğinden emin olurdum. 

Tarih tekerrürden ibarettir derler, 2007 yılında Suriye'de yaşanan olaydan sonra yapılacak en önemli şey bu sistemlerin Rus, İsrail, A.B.D., Almanya, yunanistan, İran, ermenistan, Bulgaristan, aklınıza kim geliyorsa uçaklarını görebildiğinden ve görmeye devam edeceğinden emin olmaktır. 


Thursday, August 20, 2015

Siber Ajan Olsam...


 FBI’ın “siber ajan” adıyla yeni nesil ajanlar alacağının haberleri çıktı. Bu ajanların, siber uzayda araştırma/soruşturma gibi faaliyetleri yürüterek, FBI’yı 2015 yılının gerçeklerine biraz daha yaklaştırmayı hedefledikleri ortada.

Ben Ajanken (temsili)

Bu haber üzerine biraz düşündüm ve fantezi olarak “siber ajan olsam...” dedim kendi kendime, “...bunları yapardım” diyerek başladım, iş biraz büyüdü ve “siber istihbarat ajansı kursam...” boyutuna vardı. Buyursunlar efendim; 2015 yılında “Siber MİT” veya “Siber İstihbarat Teşkilatı” (SİT) kuracaklara naçizane önerilerim.

Siber uzayı hava, kara, deniz ve uzaydan sonra beşinci savaş alanı olarak tanımlayanlar var, bana kalırsa da beşinci savaş alanı ama, kişisel görüşüm, dördüncü savaş alanının uzay değil, ekonomi olduğu yönündedir. Siber istihbarat işi yapacaksak, öncelikle düşman unsurları tespit edip, takip edip ve gerektiğinde müdahale edecek yeteneklere sahip olmalıyız. İsrail istihbarat birimleri konusunda biraz araştırma yapmış olanlar tanıdık bazı noktalara rastlayabilirler, tabii ki tesadüf değil. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek olmadığını düşündüğüm için, bu konuda iyi örnekler arasında gösterilen İsrail’in istihbarat yapısından bazı öğeleri yorumladım.

Çatı birim
Siber uzayda her saniye bir gelişme oluyor, bunların arasından önemli ve raporlanması gerekenleri derleyecek ve “SİT” dışındaki paydaşlara bu bilgileri iletecek, bir çeşit arayüz görevi görecek birim.
Saldırılar, duyumlar, gelişmeler, yeni çıkan zafiyetler, siber casusluk ve açık kaynak istihbarat faaliyetleri sonucunda elde edilen bilgiler, önem ve yetki seviyesine göre diğer istihbarat birimleri, bakanlıklar ve özel şirketlerle paylaşılır. Özel şirketlere iletilecek bilgiler uluslararası alanda rekabetçi güçlerini arttıracak nitelikte olacaktır.

Çatı Birimi altındaki yapı çeşitli görevleri yürütecek şekilde bölünecek, ana konular;
  • -       Açık kaynak istihbarat birimi
  • -       Sızma ve siber saldırılar birimi
  • -       İç eğitimler birimi
  • -       Zafiyet tespiti ve istismar geliştirme birimi
  • -       Operasyon güvenliği birimi
  • -       Sinyal ve görüntü işleme birimi
  • -       Donanım birimi
  • -       Saldırı tespit birimi


Birimlerin işlerine kısaca ele alalım

Açık Kaynak İstihbarat Birimi
İnternete açık kaynakları kullanarak bilgi toplayacak birimin amacı iz bırakmadan ve “saldırgan” olarak yorumlanabilecek davranışlarda bulunmadan (port taraması, zafiyet taraması vs. yapmadan) bilgi toplamaktır. Sosyal medya üzerinden derlenecek bilgiler de bu birim tarafından anlamlandırılacaktır. Google aramasıyla ne bulunur ki? demeyin, aşağıda basit bir örnek verdim. Bir ödeme sistemi altyapısının kullanıcı kılavuzuna sadece arama motoru ile ulaştım, gördüğünüz gibi, hem “gizli” hem de “izinsiz dağıtılamaz” ibareleri var.


 Sızma ve Siber Saldırı Birimi
“Devletin Hackerları” burada çalışacak. Bu birimin amacı sıkça duyduğumuz APT (Advanced Persistent Threat – Gelişmiş Sürekli Tehdit) saldırılarını planlamak ve düzenlemek olmalı. “Dost” olarak niteleyemeyeceğimiz ülkelerin iletişim altyapılarından ve kamu kurumlarından düzenli olarak bilgi sızdıracak ve gerektiğinde sabotaj eylemi yapabilecek şekilde “sürekli saldırı” yaklaşımı ile çalışmalıdır.

İç Eğitimler Birimi
“Eğitim Şart”. Diğer birimlerin bilgi ve teknoloji olarak güncel olmasını sağlamak ve “Zafiyet Tespit ve İstismar Geliştirme Birimi” tarafından oluşturulan saldırı senaryolarının kullanılmasını sağlamak amacıyla sürekli eğitim verecek birimdir.

Zafiyet Tespit ve İstismar Geliştirme Birimi
Saldırı Biriminin işini anti-virüs yazılımlarına yakalanmadan ve devamlı olarak yapabilmesi için sıfır gün (0-day) açıklarını tespit edip, bunlardan faydalanabilecek istismar kodlarını geliştirecek birim.

Operasyon Güvenliği Birimi
Amerikalıların “OPSEC” (Operations Security) olarak adlandırdığı görevleri üstlenecek birim. Düşman unsurların “SİT” hakkında elde edebilecekleri bilgileri derleyen ve bunlardan nasıl faydalanabileceklerini düşünen birim. Siber istihbarat yapısının görünmez kalması önemlidir.

Sinyal ve Görüntü İşleme Birimi
Telsiz, radyo veya radar gibi internet dışında kalan iletişim kanallarının takip edilip buradan bilgi toplanmasının yanında diğer birimlerce elde edilen görüntülerde metadata veya gölge/yansıma gibi konularda analizler yaparak bunlardan bilgi çıkartacak birimdir.

Donanım Birimi
Donanımsal Truva atları veya ortam dinleme dronelarından telefonlarının içine Semtex veya PVV-5A yerleştirmeye kadar geniş bir yelpazedeki işlerde donanım “hacking” becerilerine sahip bir ekibe ihtiyaç olacak.

Saldırı Tespit Birimi
SİT kurulduktan sonra sürekli saldırı altında olmayacağını düşünmek saflık olur. Bu  nedenle genel yapının ve birimler arasındaki iletişimin güvenliğini sağlamak amacıyla bir Birim kurulması da gerekecek.

FBI tarafından verilen ilanda temel kriterler dışında pek bilgi yok ama önemli bir cümle var: “Temel değişmiyor: ‘Kötü adamları/kişiyi/kurumu/örgütü engellemek’”
Siber istihbarat konusunun sadece devletleri ilgilendirdiğini düşünmek yanlış olur. 2015 yılında, iş süreçlerimizin internete ve teknolojiye giderek daha bağlı hale gelmesi nedeniyle kuruluşlar da kendi “siber cephelerinde” savaşmak zorunda kalıyor.

KOBİ Siber İstihbarat Teşkilatı

Kabul ediyorum, yukarıda tarif ettiğim kadar geniş bir yapı olmayacak ama bugün KOBİ’lerden Bankalara, Bakanlıklardan Derneklere, internet üzerinde hizmet veya mal alan veya satan her kuruluşun temel düzeyde bir “istihbarat” becerisine sahip olması gerekmektedir.

Bu kapsamda ihtiyaç duyulacak becerilerden bazıları şunlardır;
Siber Olay Tespit Kabiliyeti: Belli aralıklarla yayınlanan araştırma sonuçları hala olay tespitinde yeterince hızlı davranamadığımızı gösteriyor. Ağınızda birilerinin varlığını tespit etmek veya veritabanınızın sızdırıldığını fark etmek  ve bunlarla ilgili zamanında ve doğru süreçler işletebilmek önemli. Bu nedenle saldırıları ve olayları tespit edecek bir yapı kurulmalıdır.

Zafiyet taraması: Açık kaynaklı veya ticari olarak satılan zafiyet tarama araçlarını kullanarak belirli aralıklarla sistem ve ağınızı zafiyetlere karşı taramak, en azından basit, saldırılara karşı tedbir almanıza imkan verir.

Pasif zafiyet taraması: Kuruluş envanterinizde bulunan donanım ve yazılımlarla ilgili yayınlanan zafiyetleri takip edip, bunlar için gerekli tedbirleri almak önemlidir. Çoğu saldırının zafiyetler yayınlandıktan sonra ile güncellemenin yapılması arasında geçen sürede en etkili olduğunu düşünürsek bu çalışma risk seviyenizi düzenli olarak belli bir seviyenin altında tutmanızı sağlar.


Komşularla ilişkiler: İstenmeyen e-postaların hangi IP bloğundan geldiği, web sunucusunu paylaştığınız diğer şirketlerden birinin sayfasının hacklenip hacklenmediği, mail adreslerinizin karalistelerden birine girip girmediği gibi temel göstergeleri takip ederek siberuzayda sizi ilgilendiren gelişmeleri takip etmekte fayda var.

Monday, August 17, 2015

Robotların yarattığı tehlike


Mert Özkan Özcan’a fikir ve destek için teşekkür ederim

 Tehlikeli robot (temsili)

Robotların dünyayı ele geçirdiği “korkunçlu” senaryolardan birisini kastetmiyorum. Google ve benzeri arama motorları tarafından kayıtlara alınmasını istemediğimiz sayfaları yazdığımız ve kısaca aşağıdaki benzer bir tablo oluşturan robots.txt sayfasını kastediyorum.

Göreceğiniz gibi arama motorlarına açıkça “bu sayfalara bakma” demek için kullandığımız bu sayfalar, saldırganlar için bir bilgi madeni olabilir. 2015 yılı itibariyle “gizleyerek güvenlik” (security through obscurity – korumaya çalıştığımız şeyleri saldırganlardan gizleyerek bir savunma hattı oluşturma fikri) yaklaşımından hızla çıkmamız gerekiyor. Binlerce belki de yüzbinlerce arama motorunun ve “örümceğin” sürekli gezdiği ve endekslediğin bir yer olan internete koyduğunuz hiç bir şeyi gizlemeniz mümkün değildir.


Sadece robots.txt dosyasına bakarak saldırganların ulaşabileceği bilgilere birkaç basit örneği aşağıda derledim.

Örnek 1: Yetkili kullanıcı girişi tespiti
Aşağıdaki örnekte, web sayfasının yetkili kullanıcı girişinin robots.txt dosyasına yazıldığını görüyoruz. 

kurum.gov.tr/administrator adresini ziyaret ettiğimizde ise aşağıdaki sayfayı görüyoruz. 


Bu sayfaya bakarak kurumun Joomla içerik yönetimi sistemini kullandığı konusunda bir tahmin yürütmemiz mümkün olabilir. Giriş ekranlarını atlatmaya yönelik teknikler bu sayfa üzerinde denenebilir ve zayıf parola kullanımı, fabrika ayarlı kullanıcı/parola eşleşmesi, kaba kuvvet giriş denemesi, vb. herhangi birinin başarılı olması durumunda saldırgan hedef web sayfasını değiştirebilecek hale gelebilir. 

Örnek 2: Hedef sistem tespiti
Aşağıdaki örnekte robots.txt dosyasında "/log/" adresini görüyoruz. 

Bu adresi ziyaret ederek, kullanılan sistem tarafından yayınlanan özelleştirilmiş bir hata ekranına ulaşıyoruz.


Örnek 3: Güvenlik tedbiri ifşası
Bir başka kurumunun web sayfasındaki robots.txt dosyası aşağıdaki gibidir;
Bu dosyadaki adresleri ziyaret ederek aşağıdaki bilgilere rastlıyoruz;
Web sunucusu dizin yapısı ve sunucu bilgisi ifşası.

Talebin "filtreleme modülü" tarafından engellendiğini belirten uyarı mesajı.
Bu örnekte de karşımıza yetkili kullanıcı girişi ekranı çıkmaktadır. Bu seferki içerik yönetim sisteminin özel olarak geliştirilmiş olması ve geliştiren firmanın da bilgilerinin ekranda bulunması bu yapının ticari veya yaygın olarak kullanılan içerik yönetim sistemlerine göre daha az güvenli olabileceğini düşündürüyor. 

Örnek 4: Kullanıcı bilgileri ve kullanım alışkanlıkları ifşası
Güvenlik ve yazılım konularında yazılar yazan ve kendini geliştiren, çok takdir ettiğim bir arkadaşımın sitesinde ise robots.txt dosyasında, pek çok şey arasında, "/statistics.html" adresini görüyoruz. 

Bu adresi ziyaret ettiğimizde ise sitenin yetkili kullanıcısının bilgilerini, yazdığı yazı sayısını ve siteye en son ne zaman giriş yaptığı gibi saldırgan için önemli olabilecek bilgilere ulaşabiliyoruz








Thursday, August 13, 2015

Webcam Adlı Kısa Filmde Bir Siber Suçlu Kurbanını Ele Geçiriyor…

“Webcam” adlı kısa film; bir siber suçlunun kurbanını ele geçirdiği laptopun kamerası üzerinden izlemesiyle başlıyor ve çok da “sürpriz” sayılamayacak bir sonla bitiyor.
Bilgi güvenliği konusunda yaptığım uyarılar, ne yazık ki, bazen “bilgisayarımda zaten önemli bir bilgi yok”, “benim ders notlarımı kim ne yapsın?” veya “Skype konuşmalarımı dinleyecekler de ne olacak?” gibi tepkilerle karşılanıyor. İş için kullandığımız bilgisayarları neden güvende tutmamız gerektiği konusunda sanıyorum kimsenin bir şüphesi yoktur, ancak kişisel bilgisayarlarımızın güvenliğini doğrudan birinin etkileyebileceğini unuttuğumuz için bu sistemlerin güvenliğinin ne kadar önemli olduğunu gözden kaçırmak mümkün olabilir.

Her şeyden önce evde kullandığımız bilgisayarlar, laptoplar ve tabletlerin güvenliği siber suçlulara evimize ve hayatımıza bir pencere açabileceği için önemlidir. Eve kaçta geliyoruz? İşe kaçta gidiyoruz? hangi sitelerde geziyoruz? Sosyal paylaşım sitelerindeki kullanıcı bilgilerimiz ve parolalarımız neler? Özel yazışmalarımızın içeriği nedir? Evde yalnız mı yaşıyoruz? Çocuğumuz hangi  konuda ödev yapıyor? Tatile nereye gittik? Kimlerle fotoğraf çektirdik? Kredi kartı numaramız nedir? Gibi bilgisayar üzerinde tuttuğumuz bütün kişisel verilerimiz, bilgisayarımıza sızan bir siber saldırgan tarafından ele geçirilebilir. Bunlardan çok daha tehlikeli olan bir şey ise kamera ve mikrofon üzerinden siber suçluların sizi ve evinizi, bilgisayarınız açık olduğu sürece aralıksız izleyebilecek bir yapı kurmalarının mümkün olmasıdır.
Evde kullandığımız bilgisayarları güvende tutmak ve bu sayede kendimizin ve sevdiklerimizin güvenliğini ve mahremiyetini korumak için aşağıdaki ipuçlarını dikkate almakta fayda var.
1.Antivirüs kullanınBundan kaçışımız ne yazık ki yok. Apple Macbooklarınızda, Windows bilgisayarlarınızda veya Android tablet ve telefonlarınızda mutlaka antivirüs yüklü olmalıdır. Rakamlar korkunç, günde 70 ila 80 BİN (yetmiş bin, rakam ile 70,000) yeni zararlı yazılım sürümünün görüldüğüne dair raporlar var. Bu kadar yeni zararlı yazılım 7/24 aralıksız olarak bulaşacak yeni sistemler arıyor ve, buluyorlar da. Yukarıda saydığım işletim sistemlerinin tamamı için ücretli ve ücretsiz antivirüs yazılımları mevcuttur, bunlardan size en uygun olanını indirip kurmanızı öneririm.
2.Kullanmadığınız/bilmediğiniz yazılımları ve uygulamaları kaldırınBilgisayarınızda veya tabletinizde tam olarak ne işe yaradığını bilmediğiniz veya kullanmadığınız uygulamalar varsa bunlardan kurtulabilirsiniz. Bu sayede bu uygulamalara bulaşacak bir zararlı yazılım veya bu yazımlardaki güvenlik zafiyetlerini istismar ederek sisteme sızacak bir siber suçlu riskini ortadan kaldırmış olursunuz.
3.İşletim sisteminizi güncelleyinMac OS, Windows, iOS veya Android, ne olduğunun bir önemi yok, işletim sistemlerinin üreticileri düzenli olarak güncellemeler çıkartır. Güncellemelerin bir bölümü işlevsellik veya mevcut sorunları ortadan kaldırmaya yöneliktir ancak önemli bir kısmı tespit edilmiş güvenlik zafiyetlerinin kapatılmasını amaçlamaktadır. Siber suçluların bu güncellemeleri yakından takip ettiklerini biliyoruz. Her güncelleme ile birlikte üreticilerin yayınladığı “X bileşeninde bulunan y zafiyeti kapatılmıştır” türü notlar suçluların dünyasında neredeyse altın değerindedir, bu bilgiler doğrultusunda bir önceki sürümde (veya güncelleme öncesi durumda) var olan güvenlik zafiyetlerine yönelik istismar teknikleri geliştirirler Her hangi bir güncellemeyi çıkar çıkmaz uygulamak işletim sisteminizi güvende tutmanızı sağlar.
4. Ziyaret ettiğiniz sitelere dikkat edinSadece oyun ve pornografik içerikli sitelerin değil, “normal” görünen sitelerin de zararlı yazılım dağıtmak için kullanıldığını pek çok olayda gördük. Siber suçluların popüler sitelere reklam verip, daha sonra reklam içeriğini değiştirip buralarda da zararlı yazılım dağıttığı olaylarda da artış gözlemlenmektedir. Bu nedenle ziyaret ettiğiniz sitenin ne olduğuna dikkat etmekte fayda var. Örneğin Facebook gibi görünen bir site pekala siber suçlular tarafından hazırlanmış bir tuzak olabilir. Adres çubuğuna ve bulunduğunuz siteye nasıl geldiğinizi düşünün. Bankanızdan gelen bir e-postadaki bağlantıya mı tıkladığınız? Tanımadığınız birinin Facebook’tan gönderdiği mesajdaki bağlantıyı tıkladınız ve Facebook sizden tekrar giriş yapmanızı mı istedi? Bu iki örnek üzerinde sayısız senaryo türetilebilir
5.Tahmin etmesi zor parolalar kullanınİnternet bankacılığından sosyal paylaşım sitelerine kadar pek çok yerde parola hem kişisel bilgilerinizi hem de kimliğinizi korur, bu nedenle tahmin edilmesi zor olması çok önemlidir. Küçük/büyük harf, sayı ve özel karakterlerden oluşan ve sözlükte bulunmayan bir dizilim olması çok önemlidir. Her site için farklı bir parola kullanmak ve parolalarınızı sık sık değiştirmek parolanızın güvenlik seviyesini artıracak ek tedbirlerdir
6.Tarayıcınızı güncel tutunSiber suçluların ve zararlı yazılımların sistemlerinizle ilk temas kurduğu yer çoğu zaman tarayıcınızdır (Chrome, Firefox, Explorer, Safari, Opera, vb.). Tarayıcınızda bulunan güvenlik zafiyetlerini istismar etmek için e-posta mesajlarından internet sayfalarına kadar geniş bir yelpazede saldırı vektörleri kullanılmaktadır. İşletim sistemlerinde olduğu gibi tarayıcınızın güncel olması sizi yaygın olarak bilinen pek çok güvenlik zafiyetinin istismar edilmesinden korur.
7.Farklı “işlere” farklı tarayıcılar kullanınTarayıcınızın ele geçirilmiş olması ihtimaline veya durumuna karşılık bankacılık ve online alışveriş gibi hassas bilgileri paylaştığınız işlemleri bir tarayıcıda, günlük internet kullanımınızı başka bir tarayıcı kullanarak yapmanızda fayda olabilir. Her iki tarayıcı da güncel tutarak kendinize ek bir güvenlik katmanı oluşturabilirsiniz.
8.Ortak kablosuz ağlara güvenmeyinEvde kullandığınız bir laptop veya tablet ile halka açık bir kablosuz ağı (Wi-Fi) kullanırken dikkatli olun. Mümkün olduğunca şifresiz bağlanılan kablosuz ağları kullanmayın ve, şifreli bile olsa, ortak bir kablosuz ağ üzerinden bankacılık işlemleri veya e-postalarınızı kontrol etmek gibi hassas işlemleri yapmamanızda fayda var.
9.Korsan yazılımlardan uzak durunİşletim sistemi, tasarım programı veya ofis yazılımı olabilir, korsan yazılım kullanıyorsanız siber suçluları ve zararlı yazılımları bilerek ve isteyerek sisteminize davet ediyorsunuz. Çoğu korsan yazılım yüklendikleri bilgisayarı veya tableti ele geçirmeyi amaçlayan siber suçlular tarafından hazırlanmakta ve yayılmaktadır. Korsan yazılımlar veya korsan olarak indirdiğiniz bir dizi bölümü veya film ile bilgisayarınıza erişmek için bir “arka kapı” açan siber suçlular bu kapıyı kullanarak hem kişisel olarak sizi hedef alırlar (bilgi ve mahremiyet kaybı) hem de sizin bilgisayarınızı ve internet bağlantınızı kullanarak başka sistemlere saldırırlar. Yeterince tehdit varken korsan yazılım ile “bile bile lades” yapmaya gerek olmadığını düşündüğümden, korsan yazılımdan uzak durulmasını şiddetle tavsiye ederim.
10.E-posta eklerine dikkat edinZararlı yazılımların e-postalarda ek veya bağlantı olarak gönderilmesi çok yaygın olarak görülen bir durumdur. Bu saldırılar özel olarak sizi (veya çalıştığınız yeri) hedef alabileceği gibi geniş çaplı “kampanyalar” kapsamında rastgele türetilen e-posta adreslerine gönderilmektedir. E-postanın kimden geldiğine (gerçek adres görünen isimden farklı olabilir), size mi gönderildiğine (BCC gibi gizli kopya olarak mı eklenmişsiniz?), ekinde nasıl bir dosya olduğuna (genel olarak .txt uzantılı dosyalar dışındaki bütün dosya türleri zararlı yazılım bulaştırmak için kullanılabilmektedir) gibi teknik ayrıntılara baktıktan sonra durup gelen e-postanın “mantığını” değerlendirmekte fayda var. Tanımadığınız biri size “define haritası” veya “fotoğraflarını” mı göndermiş? Beklediğiniz bir e-posta mı? Telefon hizmeti aldığınız firma size faturaları e-posta yoluyla mı gönderiyor? İnternet hizmeti aldığınız firmanın e-faturaları normalde .zip uzantılı mı geliyor? Bu bağlantıya tıklamam için merakımı uyandırmaya mı çalışıyorlar? Bu bağlantıya hemen tıklamazsam “önemli bir fırsatı” mı kaçıracağımı söylüyorlar? Benzeri soruları kendinize sormakta fayda var.

Wednesday, April 1, 2015

2015 trendleri: APT insanın kendine yakışanı giymesidir

Adını son olarak SONY’nin hacklenmesi olayında duyduğumuz Fireeye’ın Mandiant şirketi “2015 trendleri: Ön cepheden görüntü” adıyla bir rapor yayınladı.
Geçtiğimiz senenin öne çıkan güvenlik trendlerinin ve 2015 içerisinde görmemiz muhtemel trendlerin ele alındığı raporun bazı konu başlıklarını toparladım.



Rapora https://www2.fireeye.com/WEB-2015RPTM-Trends.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Raporda öne çıkan bazı rakamlar
Saldırıların %31’i kurban tarafından tespit edilebilirken, %69’u dış kaynaklardan öğrenilmiş. Bu istatistik, diğer üreticilerin raporlarında gördüğümüz rakamlara çok yakın olduğu için henüz saldırganları tespit edebilme becerilerimizi geliştirme yönünde almamız gereken çok yol olduğunu görüyoruz.

Saldırganlar (saldırganın kendi bağlantısı veya kullanılan zararlı yazılım) tespit edilmeden önce ortalama 205 gün kurum ağında varlığını korumuş. Özetle, ağımıza biri sızdığında veya bir zararlı yazılım bulaştığında bunu tespit etmemiz ortalama 205 gün sürüyor.  Rapora konu olaylar arasında gözlemlenen en uzun süre 2,982 (yazı ile ikibindokuzyüzsekseniki!) gün olmuş.

Raporda 2015 trendleri olarak 4 konuya yer verilmiş.

Trend 1: Olayın duyulmasıyla başa çıkmak
Yaşanan bir güvenlik ihlali sonrasında hedef olan kurum tarafından yapılacak açıklama kurum imajı ve halkın olayla ilgili algısı bakımından hayati önem taşımaktadır. Kurumun duruma hakim görünmesi ve olayın bütün boyutuyla araştırıldığı mesajının net bir şekilde verilmesi olayların algılanma şeklini doğrudan etkilemektedir. 2014 yılında yaşanan güvenlik ihlalleri halkın bu tür olayların etkileri konusunda önceki yıllarda olduğundan daha bilinçli hale gelmesini sağlamıştır. Önceki yıllarda yapılan ve saldırı tarihi ve dışarı sızan veri türünden ibaret açıklamalar artık basın ve halk tarafından yeterli bulunmamakta, saldırı vektörü ve saldırının arkasında kimlerin olduğu gibi bilgiler de talep edilmektedir.
Yapılacak açıklamalar spekülasyonların önüne geçebilmeli (henüz tamamlanmamış bir araştırmanın verileriyle bunun mümkün olabildiği ölçüde) ve olayın aslından sapmasını engellemelidir. Olay sonrası açıklama yapılmasını neredeyse mecburi hale getiren neden ise olayların çoğunun kurum fark etmeden önce halka duyurulmasıdır (bkz. 2014 yılında 0layların %69’u dış kaynaklardan öğrenilmiştir).

Raporda bu tür bir olay yaşandığında açıklama kaleme alınırken cevaplanmasında fayda olabilecek bazı sorulara yer verilmiş. Bunlar;
Saldırgan içeri nasıl sızdı?
Saldırgan içerideki sistemlerle bağlantısını nasıl kalıcı hale getirdi?
Saldırının adımları nelerdi?
Hangi veriler çalındı?
Saldırı kontrol altına alınıp saldırgan unsurlar temizlendi mi?

Trend 2: Perakendeciler hedefte
2014 yılında çalınan milyonlarca kredi kartı bilgisi pek çok kişiyi kredi kartlarını iptal edip yenilerini çıkartmaya mecbur etmişti. Perakendeciler kredi kartı (dolayısıyla para) işlemlerinin yoğun olduğu yerler oldukları için saldırganların iştahını kabartmaktadırlar. Öyle görünüyor ki hedefleri kolay para kazanmak olan bazı gruplar saldırılarına 2015 yılında da devam edecekler.

Alışveriş veya sanal kasa gibi uygulamaların sanallaştırılması, bir yandan uygulamanın ortamdan bağımsız daha güvenli bir baloncuk içerisinde çalışmasına imkan verirken, diğer yandan saldırganlar için bazı fırsatlar doğurmaktadır. Doğru kurulup konfigüre edildiğinde bu sanal uygulamalar olabildiği ölçüde güvenlidir ancak raporda ele alınan çoğu örnekte basit konfigürasyon hatalarının ve çift kademeli giriş yöntemlerinin kullanıldığı belirtilmiştir. Saldırganların yazarkasa ve POS yazılımlarını hedef alan zararlı yazılımlar geliştirmiş olması da bu noktanın geçerli bir saldırı vektörü haline gelmesine neden olmuştur.

Raporda büyük bir A.B.D.’li perakendecinin yaşadığı olayın adımlarına da yer verilmiş. Saldırının başlıca adımlar aşağıdaki gibi gelişmiş.

  1. Saldırgan uygulamaya geçerli kullanıcı adı ve parolalar ile giriş yapmış. Kullanıcı bilgilerinin ne şekilde ele geçirildiği bilinmemektedir. 
  2. Saldırgan ağ içerisinde “dolaşmak” için bizim de sızma testlerinde kullandığımız Metasploit yazılımını kullanmış. Metasploit bilinen pek çok istismar kodunu barındıran açık kaynaklı bir yazılımdır. Metaploit ile domain yönetici bilgilerini ele geçiren saldırganlar bu noktadan sonra ağ üzerinde yayılmak için sistem yöneticileri tarafından kullanılan(SysInternals PsExec aracı ve RDP gibi) daha alışılmış yöntemlere geçiş yapmıştır. 
  3. Bağlantılarını kalıcı hale getirmek için bir kaç farklı bilgisayara arka kapı yerleştirilmiş. 
  4. Ele geçirdikleri domain yetkili kullanıcısının POS cihazlarının olduğu ağ üzerinde de geçerli olması sayesinde saldırganlar POS cihazlarını etkileyecek zararlı yazılımı rahatlıkla ağ geneline kurmuşlar. Bu zararlı yazılım POS cihazları üzerinden kredi kartı numarası gibi bilgileri çalmıştır. 

Bu tür bir saldırının önüne geçebilmek için raporda aşağıdaki tavsiyeler verilmiştir;
Uzak bağlantıların güvenliğinin sağlanması: Sistemlere uzaktan kimin ve hangi şartlarda erişebildiğinin denetlenmesi.
Ödeme aracı bilgilerinin bulunduğu ağın güvenliğinin sağlanması: Bu bilgilerin bulunduğu ağlara erişmek için iki kademeli kimlik doğrulaması gibi araçların kullanılması.
Kritik altyapılarda uygulamaların beyaz listeye alınması: Önemli sunucularda hangi yazılımların çalışabileceğinin belirlenmesi ve bunların dışında hiç bir yazılımın çalışmasına izin verilmemesi.
Yetkili kullanıcı hesaplarının yönetimi: Ağ veya belirli bir sistem genelinde yetkili kullanıcı hesaplarının korunması ve yönetilmesi için gerekli tedbirlerin alınması.

Trend 3: Gelişen saldırı döngüsü
Raporda 2014 yılında saldırganların bir VPN bağlantısını ele geçirip bunu kullandıkları olayların sayısında artış görülmüş. VPN bağlantısını ele geçiren saldırgan sistem üzerinde bir arka kapı açmakla uğraşmadığı gibi yetkili kullanıcılar arasında dikkat çekmeden “işlerini” yürütebilmektedir.
VPN bağlantısının sadece kullanıcı adı ve parola ile kurulduğu durumlarda saldırganlar bu bilgileri kolayca elde ederek VON bağlantısını diledikleri gibi kullanmaya başlamıştır. İki kademeli giriş (kullanıcı adı ve parolaya ek olarak bir güvenlik katmanının daha bulunması) kullanıldığı durumlar arasında ise ikinci kademinin bir dijital sertifika olması, saldırganların bu sertifikayı çalarak bağlantıyı kurmalarına imkan vermiştir.
Saldırganların, çok eski bir yöntem olmasına karşın, “webshell” olarak da adlandırılan web tabanlı arka kapıları rahatlıkla kullanmaya devam ettikleri görülmüştür. Bu arka kapıları HTTPS olarak açan saldırganlar bu sayede şifreli ve bir çok güvenlik çözümü tarafından görülmeyen bir yol bulmuşlardır.

Trend 4: Suçlular ve APT’ler içiçe
Siber suçlu olarak adlandırabileceğimiz ve APT aktörlerine göre daha düşük seviyede bir tehdit olan saldırganların APT’lerde görmeye alışkın olduğumuz yöntemleri kullanması, aynı şekilde de APT olarak sınıflandırılan saldırılarda çok basit ve genel saldırı tekniklerin kullanılması iki saldırı türü arasındaki çizgilerin silinmesine neden olmaktadır. Tekniklerin saldırganlar arasında ortak kullanılması bir saldırıyı değerlendirirken kullanılan tekniklerden çok saldırganın niyetinin anlaşılması gerekliliğini ortaya çıkartmıştır. Özellikle hedefli oltalama (spear phishing) gibi sosyal mühendislik saldırılarının, hedefe özel yazılmış zararlı yazılımların her iki saldırgan grubu tarafından da kullanılması ayrım yapmayı zorlaştırmaktadır.

Raporun özellikle saldırganlar arasında ortak kullanılan saldırı vektörlerinin varlığını kabul etmesi benim için önemli bir gelişmedir. Güvenlik "satan" pek çok üreticinin, sıradan saldırılara karşı yeterli yatırımı yaptığınızı düşündüğü hallerde sorduğu "APT'lere karşı ne yapıyorsunuz?" sorusunun gerçeklikten uzak olduğunu hep savunan biri olarak bu itiraf hoşuma gitti.


Tuesday, March 31, 2015

Elektrik kesintisi ve PLC güvenliği

Çocukken “elektrikler kesikti çalışamadım hocam” derdik, bugün yaşanan geniş çaplı kesinti sırasında ise “siber saldırı var hocam” sözünü çokça duyduk. Bugün yaşanan elektrik kesintisinin bir siber saldırı olduğunu ima etmiyorum, sadece bugün popüler olan bir konuyu ele almak istedim.


PLC, ICS ve SCADA nedir ve neden önemlidir?
Özünde aynı şey, üretim hattı veya makineleri yönetmek için kullanılan sistemlerdir. Protokol ve/veya üretici farkı olsa da temelde programlanabilir bir mikroişlemci sayesinde fabrika veya üretim otomasyonu yapmamızı sağlarlar.
Terimlere kısaca bakacak olursak;
PLC: İngilizce “Programmable Logic Controller” yani programlanabilir mantıksal denetleyici kelimelerinin baş harflerinden oluşmaktadır.
ICS: İngilizce “Industrial Control Systems” yani endüstriyel kontrol sistemleri kelimelerinin baş harflerinden oluşmaktadır.
SCADA: İngilizce “Supervisory Control and Data Acquisition” yani Kapsamlı ve entegre bir Veri Tabanlı Kontrol ve Gözetleme Sistemi kelimelerinin baş harflerinden oluşmaktadır.
Hedefe özel yazılmış zararlı yazılımların megastarı olarak adlandırabileceğimiz STUXNET’in ortaya çıkmasıyla bu sistemlerin siber saldırıların hedefi olabileceği gerçeği geniş kitlelerin dikkatini çekti.
Otomasyon sistemlerinin hedef alındığı saldırılar aslında yeni değildir ve ilk örnekleri soğuk savaş yıllarında görülmüştür. Soğuk savaşın en yaygın olarak anlatılan siber saldırı hikayelerinden birisi (CIA tarafından resmi olarak teyit edilen bir olay olmadığı için bu aşamada “hikaye” demek zorundayız) de 1982 yılında Sibirya Boru Hattında yaşanan patlamaydı. Rusya’nın en önemli boru hattı projelerinden birinin sonuna yaklaşan dönemin Sovyet yönetimi bu boru hattını yönetecek bir yazılıma sahip olmadıklarını farkedince bu eksikliklerini A.B.D’nin elindeki yazılımlardan birini çalarak gidermeye karar verir. Fransız istihbarat örgütünün uyarısı üzerine CIA Rusların çalmaya çalıştığı koda bir hata ekleyecek 1982 yılının Temmuz ayında boru hattında bir patlamaya neden olurlar.
SSCB Tarafından patlamaya konu Sibirya Boru Hattı anısına basılmış bir pul. 

“Gerçek dünya” olarak adlandırabileceğimiz fiziksel boyutta herhangi bir şeyi kontrol eden herhangi bir yazılımı ele geçirebilmek, şüphesiz hepimizin hayal gücünü devreye sokar. Trafik ışıklarını kendi geçişimize göre yönetebilmek, asansörün her zaman bizi katta beklemesi, köprüden ücretsiz geçmek, emniyet şeridini kontrol eden kameraların bize ceza yazmaması, mağaza alarmını devre dışı bırakmak, gibi yüzlerce senaryo aklımıza gelir. Bunların bir uzantısı olarak da, belki de filmlerde görmeye alışkın olduğumuz ve dünyayı yok etmeye çalışan “deli profesörler” gibi bir nükleer tesisi patlatmak veya bir ülkenin elektriklerini tamamen kesmek gibi daha “fantastik” senaryolar aklımıza gelebilir.
Bütün ülkenin elektriğini kesmek?
Bugün yaşanan geniş çaplı elektrik kesintileri siber odaklı geniş çaplı komplo teorilerine neden oldu. Bu konulara bulaşmış birisi olarak gerçek durumumuz hakkında biraz araştırma yapma ihtiyacı duydum.
PLC’ler nasıl bulunur?
İnternete bağlı PLC sistemleri bulmak için kullanılabilecek onlarca farklı yöntem vardır, bunlardan bazıları;
  1. Arama motorlarının kullanımı
  2. ERIPP veya scan.io projelerinin sonuçlarından faydalanmak
  3. Port taraması yapmak
Port taraması yapmak kaynak ve saldırgan IP’lerin hedef sistemler tarafından tespit edilmesi gibi belli ölçüde risk almayı gerektirdiği için ilk tercih edilen yöntem olmayacaktır. Bunun yerine arama motorları her ne kadar daha sınırlı sonuçlar verse de ilk aşamada daha hızlı bir yaklaşım olacaktır.
Aşağıdaki bir kaç örnekte Google aramaları ile bulduğum internete açık bazı PLC sistemlerini görüyorsunuz.

Yukarıda: SIMATIC PLC'leri tespit etmek için kullanılabilecek bir Google arama sorgusu

Yukarıda: Bulunan SIEMENS SIMATIC PLC'lerden birinin arayüzü

Yukarıda: Başka bir PLC arayüzü


Yukarıda: Rüzgar enerjisinden elektrik üreten bir istasyonun günlük enerji üretim değerleri tablosu. Google araması ile bulundu.


Yukarıda: Yaygın olarak kullanılan ROCKWELL marka bir PLC'nin internete açık arayüzü

Yukarıda: Başka bir PLC'nin ağ bağlantıları tablosu

Google aramaları dışında ShodanHQ gibi internete bağlı belli cihazları endeksleyen arama motorlarının da saldırganlar tarafından hedef bulmak için kullanıldığını biliyoruz.
Aşağıda bazı ShodanHQ arama sonuçlarını görebilirsiniz. Aramaları Türkiye ile sınırlandırıp belli başlı PLC üretici isimlerini kullanarak yaptım ve ilk çıkan sonuçların ekran görüntülerini aldım. Daha detaylı aramalarla sonuç sayısı artacaktır.








Gerçek durum nedir? 
2008 yıllarının ortasında başlayan ve internete bağlı PLC sistemleri endeksleyen SHINE (SHodan INtelligence Extraction) projesi 2013 yılının sonuda 1,000,000’dan fazla PLC’nin internete bağlı olduğunu ve her gün yüzlerce yenisinin eklendiğini açıklamıştı 2014 yılının sonlarında yayınladığı rakam ise 2,100,000’i geçmişti.
Amerika Birleşik Devletleri, Almanya ve Çin gibi sanayisi gelişmiş ülkelerden oluşan ülkeler dünya genelinde internete bağlı PLC sistemlerinin 1,800,000’den fazlasını barındırıyor. A.B.D. ile Almanya’nın toplamı dünya genelinde internete bağlı PLC sistemlerin %49’unu barındırıyor.
2014 yılının son aylarında Türkiye’de internete bağlı 16,348 PLC sistem tespit edilmiş. PLC’lerin internete bağlı olmasının oluşturduğu en önemli problemlerden biri şüphesiz yüksek güvenlik riskleridir. PLC’lerin temellerinin atıldığı yıllarda siber güvenlik konusu ne yazık ki çok gündemde değildi. Hatta bugün de internetin temelinde yatan pek çok “güvenilmez” uygulama o yılların naif mimari yaklaşımlarından kaynaklanmaktadır.
Günümüzde kullanılan pek çok PLC yalıtılmış iç ağlarda çalışacakları varsayılarak tasarlandığı için güvenlik özellikleri genelde ikinci plana itilmiştir.
PLC Güvenliği için neler yapılabilir?
İnternete bağlı otomasyon sistemlerinin güvenliğinin sağlanabilmesi için atılabilecek en önemli adım üreticilerin bu konuda harekete geçmesi olacaktır. O gün gelene kadar ise, her konuda olduğu gibi, güvenliği sağlama sorumluluğu biz kullanıcılar üzerindedir.
1. Sistemlerin mevcut durumunu anlayın
PLC sistemleriniz üzerinde yaptıracağınız güvenlik testleri size sistemlerinizin mevcut güvenlik seviyesi hakkında somut bilgiler verecektir. PLC sistemlerinin güvenliğini sağlamak için bütçe ayırmak ilk bakışta mantıklı gelse de kapsamlı güvenlik testleri ve risk analizlerinin sonucunda belki de bu sistemlere para harcamaya gerek olmadığı ortaya çıkacaktır. Durumu anladıktan sonra harekete geçmek daha doğru olacaktır.
2. Dokümantasyon
Evet, sıkıcı konular. Herşeye prosedür yaz, prosedürleri uygula, güncelle, vs. Ama neyin nasıl yapılması gerektiğini ortaya koymadan ve buna uymadan PLC gibi kritik sistemler üzerinde yapılacak her işlem (en basit güncellemeden sistem mimarisi değişikliklerine kadar) yeni zafiyetlerin ortaya çıkmasına neden olabilir.
3. Eğitim
Sistemleri idare eden personelin PLC konusunda eğitim alması sistemlerin daha güvenli ve verimli çalışmasını sağlar. Eğitimler sırasında PLC güvenliği konularına da değinmek önemlidir.
4. Subnetleri unutmayın
Bilgisayar ağlarında yaptığımız gibi PLC ağlarını da birbirinden bağımsız altağlara ayırmak güvenlik açısından fayda sağlar.
5. Erişimi denetleyin
PLC’lere kimin hangi şartlarda ve hangi işlemleri yapmak için erişebildiğinin belli olması şarttır. Bu erişimlerin ve yapılan işlemlerin kayıt altına alınması hem operatör hatalarını azaltabilecek bir çalışmanın temelini oluşturur hem de yetkisiz müdahalelerin kısa zamanda tespit edilmesini sağlar.
6. Sistemleri yalıtın
Kimsenin sistemleri dışarıdan yönetmesi gerekmiyorsa PLC'nin internetle bağlantısı olmadığından emin olun. Bu bağlantının bir şekilde (yanlış kablolama, altağ değişikliği, vb.) yanlışlıkla sağlanmadığından emin olmak için düzenli olarak kontrol edin.
7. Sistemleri izleyin
PLC üzerindeki işlemleri takip edip yetkisiz veya olmaması gereken işlemlerin tespit edilmesini sağlayacak bir yapının mutlaka kurulması gerekmektedir.
PLC güvenliği konusunda da, tıpkı ağ güvenliğinde olduğu gibi, 5 yıl öncesinin “saldırganın içeri girmesini engelleyelim” yerine “saldırganlar eninde sonunda sızacak bunu mümkün olduğunca hızlı tespit edip etkisiz hale getirelim” yaklaşımı günümüz tehditlerine karşı daha uygun bir yaklaşımdır. Güvenliği “sağlanan” bir şey olmadığını ve sürekli izlenmesi gerektiğini hatırlamakta ve bunun özellikle, PLC’ler gibi fiziksel etkileri olabilecek sistemler için, daha da önemli olduğunu bilmekte fayda var.

MITRE ATT&CK Gerçek Hayatta Ne İşimize Yarar?

  Rusya kaynaklı siber saldırılar webinarı sırasında üzerinde durduğum önemli bir çalışma vardı. MITRE ATT&CK matrisini ele alıp hangi...