Showing posts with label APT. Show all posts
Showing posts with label APT. Show all posts

Thursday, August 20, 2015

Siber Ajan Olsam...


 FBI’ın “siber ajan” adıyla yeni nesil ajanlar alacağının haberleri çıktı. Bu ajanların, siber uzayda araştırma/soruşturma gibi faaliyetleri yürüterek, FBI’yı 2015 yılının gerçeklerine biraz daha yaklaştırmayı hedefledikleri ortada.

Ben Ajanken (temsili)

Bu haber üzerine biraz düşündüm ve fantezi olarak “siber ajan olsam...” dedim kendi kendime, “...bunları yapardım” diyerek başladım, iş biraz büyüdü ve “siber istihbarat ajansı kursam...” boyutuna vardı. Buyursunlar efendim; 2015 yılında “Siber MİT” veya “Siber İstihbarat Teşkilatı” (SİT) kuracaklara naçizane önerilerim.

Siber uzayı hava, kara, deniz ve uzaydan sonra beşinci savaş alanı olarak tanımlayanlar var, bana kalırsa da beşinci savaş alanı ama, kişisel görüşüm, dördüncü savaş alanının uzay değil, ekonomi olduğu yönündedir. Siber istihbarat işi yapacaksak, öncelikle düşman unsurları tespit edip, takip edip ve gerektiğinde müdahale edecek yeteneklere sahip olmalıyız. İsrail istihbarat birimleri konusunda biraz araştırma yapmış olanlar tanıdık bazı noktalara rastlayabilirler, tabii ki tesadüf değil. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek olmadığını düşündüğüm için, bu konuda iyi örnekler arasında gösterilen İsrail’in istihbarat yapısından bazı öğeleri yorumladım.

Çatı birim
Siber uzayda her saniye bir gelişme oluyor, bunların arasından önemli ve raporlanması gerekenleri derleyecek ve “SİT” dışındaki paydaşlara bu bilgileri iletecek, bir çeşit arayüz görevi görecek birim.
Saldırılar, duyumlar, gelişmeler, yeni çıkan zafiyetler, siber casusluk ve açık kaynak istihbarat faaliyetleri sonucunda elde edilen bilgiler, önem ve yetki seviyesine göre diğer istihbarat birimleri, bakanlıklar ve özel şirketlerle paylaşılır. Özel şirketlere iletilecek bilgiler uluslararası alanda rekabetçi güçlerini arttıracak nitelikte olacaktır.

Çatı Birimi altındaki yapı çeşitli görevleri yürütecek şekilde bölünecek, ana konular;
  • -       Açık kaynak istihbarat birimi
  • -       Sızma ve siber saldırılar birimi
  • -       İç eğitimler birimi
  • -       Zafiyet tespiti ve istismar geliştirme birimi
  • -       Operasyon güvenliği birimi
  • -       Sinyal ve görüntü işleme birimi
  • -       Donanım birimi
  • -       Saldırı tespit birimi


Birimlerin işlerine kısaca ele alalım

Açık Kaynak İstihbarat Birimi
İnternete açık kaynakları kullanarak bilgi toplayacak birimin amacı iz bırakmadan ve “saldırgan” olarak yorumlanabilecek davranışlarda bulunmadan (port taraması, zafiyet taraması vs. yapmadan) bilgi toplamaktır. Sosyal medya üzerinden derlenecek bilgiler de bu birim tarafından anlamlandırılacaktır. Google aramasıyla ne bulunur ki? demeyin, aşağıda basit bir örnek verdim. Bir ödeme sistemi altyapısının kullanıcı kılavuzuna sadece arama motoru ile ulaştım, gördüğünüz gibi, hem “gizli” hem de “izinsiz dağıtılamaz” ibareleri var.


 Sızma ve Siber Saldırı Birimi
“Devletin Hackerları” burada çalışacak. Bu birimin amacı sıkça duyduğumuz APT (Advanced Persistent Threat – Gelişmiş Sürekli Tehdit) saldırılarını planlamak ve düzenlemek olmalı. “Dost” olarak niteleyemeyeceğimiz ülkelerin iletişim altyapılarından ve kamu kurumlarından düzenli olarak bilgi sızdıracak ve gerektiğinde sabotaj eylemi yapabilecek şekilde “sürekli saldırı” yaklaşımı ile çalışmalıdır.

İç Eğitimler Birimi
“Eğitim Şart”. Diğer birimlerin bilgi ve teknoloji olarak güncel olmasını sağlamak ve “Zafiyet Tespit ve İstismar Geliştirme Birimi” tarafından oluşturulan saldırı senaryolarının kullanılmasını sağlamak amacıyla sürekli eğitim verecek birimdir.

Zafiyet Tespit ve İstismar Geliştirme Birimi
Saldırı Biriminin işini anti-virüs yazılımlarına yakalanmadan ve devamlı olarak yapabilmesi için sıfır gün (0-day) açıklarını tespit edip, bunlardan faydalanabilecek istismar kodlarını geliştirecek birim.

Operasyon Güvenliği Birimi
Amerikalıların “OPSEC” (Operations Security) olarak adlandırdığı görevleri üstlenecek birim. Düşman unsurların “SİT” hakkında elde edebilecekleri bilgileri derleyen ve bunlardan nasıl faydalanabileceklerini düşünen birim. Siber istihbarat yapısının görünmez kalması önemlidir.

Sinyal ve Görüntü İşleme Birimi
Telsiz, radyo veya radar gibi internet dışında kalan iletişim kanallarının takip edilip buradan bilgi toplanmasının yanında diğer birimlerce elde edilen görüntülerde metadata veya gölge/yansıma gibi konularda analizler yaparak bunlardan bilgi çıkartacak birimdir.

Donanım Birimi
Donanımsal Truva atları veya ortam dinleme dronelarından telefonlarının içine Semtex veya PVV-5A yerleştirmeye kadar geniş bir yelpazedeki işlerde donanım “hacking” becerilerine sahip bir ekibe ihtiyaç olacak.

Saldırı Tespit Birimi
SİT kurulduktan sonra sürekli saldırı altında olmayacağını düşünmek saflık olur. Bu  nedenle genel yapının ve birimler arasındaki iletişimin güvenliğini sağlamak amacıyla bir Birim kurulması da gerekecek.

FBI tarafından verilen ilanda temel kriterler dışında pek bilgi yok ama önemli bir cümle var: “Temel değişmiyor: ‘Kötü adamları/kişiyi/kurumu/örgütü engellemek’”
Siber istihbarat konusunun sadece devletleri ilgilendirdiğini düşünmek yanlış olur. 2015 yılında, iş süreçlerimizin internete ve teknolojiye giderek daha bağlı hale gelmesi nedeniyle kuruluşlar da kendi “siber cephelerinde” savaşmak zorunda kalıyor.

KOBİ Siber İstihbarat Teşkilatı

Kabul ediyorum, yukarıda tarif ettiğim kadar geniş bir yapı olmayacak ama bugün KOBİ’lerden Bankalara, Bakanlıklardan Derneklere, internet üzerinde hizmet veya mal alan veya satan her kuruluşun temel düzeyde bir “istihbarat” becerisine sahip olması gerekmektedir.

Bu kapsamda ihtiyaç duyulacak becerilerden bazıları şunlardır;
Siber Olay Tespit Kabiliyeti: Belli aralıklarla yayınlanan araştırma sonuçları hala olay tespitinde yeterince hızlı davranamadığımızı gösteriyor. Ağınızda birilerinin varlığını tespit etmek veya veritabanınızın sızdırıldığını fark etmek  ve bunlarla ilgili zamanında ve doğru süreçler işletebilmek önemli. Bu nedenle saldırıları ve olayları tespit edecek bir yapı kurulmalıdır.

Zafiyet taraması: Açık kaynaklı veya ticari olarak satılan zafiyet tarama araçlarını kullanarak belirli aralıklarla sistem ve ağınızı zafiyetlere karşı taramak, en azından basit, saldırılara karşı tedbir almanıza imkan verir.

Pasif zafiyet taraması: Kuruluş envanterinizde bulunan donanım ve yazılımlarla ilgili yayınlanan zafiyetleri takip edip, bunlar için gerekli tedbirleri almak önemlidir. Çoğu saldırının zafiyetler yayınlandıktan sonra ile güncellemenin yapılması arasında geçen sürede en etkili olduğunu düşünürsek bu çalışma risk seviyenizi düzenli olarak belli bir seviyenin altında tutmanızı sağlar.


Komşularla ilişkiler: İstenmeyen e-postaların hangi IP bloğundan geldiği, web sunucusunu paylaştığınız diğer şirketlerden birinin sayfasının hacklenip hacklenmediği, mail adreslerinizin karalistelerden birine girip girmediği gibi temel göstergeleri takip ederek siberuzayda sizi ilgilendiren gelişmeleri takip etmekte fayda var.

Thursday, August 13, 2015

Intel İşlemcilerde Rowhammer Zafiyeti

Belirli aralıklarla “seksi” zafiyetler çıkıyor. Bunlardan bazıları Heartbleed ve Shellshock gibi etkileri veya hedef aldıkları sistemlerin yaygınlığı ile dikkat çeker (ki hatırlayalım Heartbleed’in logosu vadı), bazıları ise istismar kolaylıkları ile. Geçtiğimiz aylarda iPhone’ları bir SMS ile kilitleyen bir zafiyet çıkmıştı, yakın zamanda ise Android telefonların MMS mesajıyla ele geçirilmesini sağlayan bir zafiyet çıktı.



Ne olursa olsun, magazin medyası gibi pek çok güvenlik ürünü satan şirket bunları “korku hikayesi” anlatmak için kullanmayı seviyorlar. Neredeyse “tek MMS’le Android hackleniyormuş, gelin firewallunuzu yenileyin” diyecekler. Hele bir de “APT” kelimesini aynı cümle içine yerleştirmenin yolu bulunursa, ilgili ofislerde öyle bir bayram havası eser ki, sanırsınız Ankara’dan abileri gelmiş.

Yazılımlar olduğu sürece bu tür zafiyetler çıkacak, tıpkı başka bir ülkenin “siber ordusuna” bağlı hackerların istedikleri sisteme sızabilecekleri gerçeği gibi, bu kabullenmek zorunda olduğumuz bir şey. Bunlardan kaynaklı riskleri kabul edip, yönetmemiz gerekiyor.

MMS ile Android hacklemenin magazinsel boyutunu bir yana bırakarak, özellikle benim hizmet verdiğim kurumsal müşteri profilinde, daha çok can yakabileceğini düşündüğüm başka bir zafiyete dikkat çekmek istiyorum. Henüz 1 milyara yakın Android işletim sistemini kullanan cihazın olabileceğinin şokunu atlatamamışken, Intel işlemcileri etkileyebilecek bir zafiyet duyuruldu.

“Rowhammer” adı verilen bu zafiyeti istismar eden saldırganlar hedef sistem üzerinde yetkilerini yükseltebiliyorlar. Bilindiği kadarıyla uzaktan istismar edilebilen ve yazılımın donanımı etkilediği ilk zafiyet bu. Kötü haberi hemen vereyim; bu donanımsal bir zafiyet olduğu için 2009 yılından beri üretilen bütün Intel işlemcilerde olma ihtimali var.

Rowhammer nedir?
Kısaca; DRAM (Dynamic Random Access Memory) işlemcilerde iki hafıza parçasına (saldırgan) sıkça ve sürekli erişerek üçüncü bir hafıza parçasında (kurban) bit değişikliğine neden olan bir zafiyettir. Konu hakkında yayınlanmış makaleye http://users.ece.cmu.edu/~yoonguk/papers/kim-isca14.pdf adresinden ulaşabilirsiniz. Kurban olarak belirlenen hafıza parçasının saldırgan tarafından kullanılan prosesin emrindeki hafıza parçasının dışında olması nedeniyle bu zafiyet istismar edilerek yetki yükseltilebiliyor.

Zafiyet işlemcilerin boyutlarının sürekli küçülmesinin doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. İşlemci küçülürken işlemci bileşenleri birbirlerine yaklaşıyor ve kullandıkları elektrik akımının bir başka bloğa atlamasını engellemek zorlaşıyor. Bu elektrik “kaçakları” kullanılarak da hafızanın, kullanıcı yetkilerimiz veya uygulamalarımız itibariyle, bizimle hiç alakası olmayan bir hafıza bloğuna etki etmemiz mümkün oluyor. Konuyu çok dağıtmadan anlatmak adına aşağıdaki görseli hazırladım;


Rowhammer
Bu örnekte DRAM hücresi olan A’ya saldırgan kendi yetkileriyle yazabildiğini varsayalım, bu kısım yetkisiz bir kullanıcının kullanabildiği bir yazılımın ulaşabildiği blok olsun. B ise kullanmaya yetkimiz olmayan bir hafıza bloğu. A’ya kısa sürede belli miktarda veri yazarsam (bkz. 1’i devamlı 0, 1, 0, 1, 0, vb… değiştirmek) oluşturduğum elektrik akımıyla bir süre sonra B’deki değer de değişebiliyor (0 ise 1, 1 ise 0 oluyor). Google tarafından test edilen 29 laptop işlemcisinin önemli bir kısmının bu zafiyetten etkilendiği görülmüş. Kullandığınız sistemlerde bu zafiyetin olup olmadığını anlamak için, yine Google’un geliştirdiği bir test yazılımına https://github.com/google/rowhammer-test adresinden ulaşabilirsiniz.

Aklımıza hemen gelen Intel işlemci kullanan PC’lerin dışında Apple’ların veya Cisco gibi ağ ve güvenlik cihazlarının da Intel marka işlemci kullanmaları bu tehdidin çok geniş bir kitleyi etkilemesine neden olmaktadır.

Neden Şimdi?
Yukarıda okuduklarınız geçen senenin sonu ve bu senenin başında belirli çevrelerde konuşulan bir konuydu. Genelde bunun gibi, henüz yaygınlaşmamış veya çok özel koşulların oluşmaması durumunda istismar edilemeyecek zafiyetleri, biraz da yok yere uykumuz kaçmasın diye, çok dillendirmiyorum. Geçtiğimiz hafta Avusturya Graz Üniversitesinden araştırmacılar tarafından yayınlanan bir makalede (http://arxiv.org/pdf/1507.06955v1.pdf) Rowhammer zafiyetinin bir JavaScript betiği ile nasıl istismar edilebileceği gösterildi.

Normal şartlar altında, saldırganın doğrudan işlemciyle konuşabileceği durumlarda istismar edilebilecek bu zafiyet herhangi bir websayfasının içine saklanabilecek hale geldi. Teorik bir saldırı bir anda karşımıza, “kurban buraya tıklıyor ve işleri bitiyor” senaryosu ile, çıktı. Rowhammer zafiyetine karşı bir süredir üreticiler BIOS güncellemeleri yayınlıyorlar ancak kullanıcıların ne kadar azının düzenli olarak BIOS güncellemesi yaptığını düşünürsek tehdidin internet kökenli olması nedeniyle tarayıcı üreticilerinin de bir çözüm üzerinde çalışmalarında fayda olacak gibi görünüyor.

Süper Zafiyet’e Hazır Olmak
Android “Stagefright”, “Heartbleed”, “POODLE” ve “Shellshock” gibi internete bağlı pek çok sistemi etkileyebilecek bir “Süper Zafiyet” ile daha karşı karşıyayız. Son zamanlarda bu tür zafiyetlerin sıkça çıkması nedeniyle kuruluşların bu ölçekteki zafiyetlere karşı hazır olmaları gerekiyor. Bu amaçla aşağıdaki noktaları dikkate alarak “bir sonraki geniş çaplı zafiyete” hazırlık yapmamızda fayda var;

“Bununla yaşamayı öğrenmeliyiz”
Deprem zamanı sıkça duyduğumuz bu söz bilgi güvenliği konusunda da geçerlidir. Er yada geç, bu geniş çaplı “süper zafiyetlerden” birisi kuruluşumuzda bulunan sistemleri etkileyecek (kayıtlara geçmesi açısından, şu ana kadar yazıda adı geçenlerin hepsi, büyük ihtimalle zaten etkiledi veya etkiliyor).

Takip Etmek
Bilinmeyen bir zafiyetin istismar edilmesini engelleyemeyiz. Mesela Rowhammer, kumhavuzu (sandbox) teknolojisinin atlatılması için de rahatlıkla kullanılabileceği için savunma hattımız etkisini yitirecektir. Bu nedenle sadece savunmaya odaklanmak yerine savunmanın aşıldığı senaryoları da dikkate alarak, örneğin kuruluş ağından çıkan internet trafiği izlenmelidir.

Hazır Olmak
Kuruluş içerisinde bilgi güvenliğinden sorumlu birimlerin hazır olması gerekmektedir. Böyle bir durumla karşılaştıklarında nasıl tepki verecekleri kuruluşun olaydan asgari kayıpla çıkmasını sağlayabilecek önemli bir etkendir. SOME (Siber Olaylara Müdahale Ekibi) süreçlerine ve hazırlık senaryolarına bu tarz “süper zafiyet” durumlarının da eklenmesi şarttır.

Evanteri Bilmek
Kuruluş bünyesinde kullanılan bütün yazılım ve donanımların listesinin olması Rowhammer örneğinden de anlaşılacağı gibi çok önemlidir. Bu yazıyı okurken ya kuruluş ağınızdaki Intel işlemcileri biliyordunuz veya yarın ilk iş bunları çıkartmak için uğraşacaksınız. Kriz durumları yaşanmadan bu envanter çalışmasını yapmakta fayda var.

En kötüsüne Hazır Olmak 
Üreticinin güncelleme yayınladığı durumlarda işimiz nispeten kolay ancak üreticinin güncelleme veya yama yayınlamadığı durumlarda da ne yapacağımızı bilmemiz şarttır. Üreticinin size yardımcı olamadığı (en azından an itibariyle) durumlar için de bir kontrol listesi hazırlamamız gerekiyor.

Thursday, April 2, 2015

APT operasyonu IP adresleri ve URL'leri

Önemli: Bu IP adresleri ve URL'ler Türkiye'yi de hedef alan bir operasyon kapsamında kullanılmış. Kurumsal ağınızın bunlarla teması olduysa araştırmakta fayda var. Ayrıntılar için https://www.checkpoint.com/downloads/volatile-cedar-technical-report.pdf



Wednesday, April 1, 2015

2015 trendleri: APT insanın kendine yakışanı giymesidir

Adını son olarak SONY’nin hacklenmesi olayında duyduğumuz Fireeye’ın Mandiant şirketi “2015 trendleri: Ön cepheden görüntü” adıyla bir rapor yayınladı.
Geçtiğimiz senenin öne çıkan güvenlik trendlerinin ve 2015 içerisinde görmemiz muhtemel trendlerin ele alındığı raporun bazı konu başlıklarını toparladım.



Rapora https://www2.fireeye.com/WEB-2015RPTM-Trends.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Raporda öne çıkan bazı rakamlar
Saldırıların %31’i kurban tarafından tespit edilebilirken, %69’u dış kaynaklardan öğrenilmiş. Bu istatistik, diğer üreticilerin raporlarında gördüğümüz rakamlara çok yakın olduğu için henüz saldırganları tespit edebilme becerilerimizi geliştirme yönünde almamız gereken çok yol olduğunu görüyoruz.

Saldırganlar (saldırganın kendi bağlantısı veya kullanılan zararlı yazılım) tespit edilmeden önce ortalama 205 gün kurum ağında varlığını korumuş. Özetle, ağımıza biri sızdığında veya bir zararlı yazılım bulaştığında bunu tespit etmemiz ortalama 205 gün sürüyor.  Rapora konu olaylar arasında gözlemlenen en uzun süre 2,982 (yazı ile ikibindokuzyüzsekseniki!) gün olmuş.

Raporda 2015 trendleri olarak 4 konuya yer verilmiş.

Trend 1: Olayın duyulmasıyla başa çıkmak
Yaşanan bir güvenlik ihlali sonrasında hedef olan kurum tarafından yapılacak açıklama kurum imajı ve halkın olayla ilgili algısı bakımından hayati önem taşımaktadır. Kurumun duruma hakim görünmesi ve olayın bütün boyutuyla araştırıldığı mesajının net bir şekilde verilmesi olayların algılanma şeklini doğrudan etkilemektedir. 2014 yılında yaşanan güvenlik ihlalleri halkın bu tür olayların etkileri konusunda önceki yıllarda olduğundan daha bilinçli hale gelmesini sağlamıştır. Önceki yıllarda yapılan ve saldırı tarihi ve dışarı sızan veri türünden ibaret açıklamalar artık basın ve halk tarafından yeterli bulunmamakta, saldırı vektörü ve saldırının arkasında kimlerin olduğu gibi bilgiler de talep edilmektedir.
Yapılacak açıklamalar spekülasyonların önüne geçebilmeli (henüz tamamlanmamış bir araştırmanın verileriyle bunun mümkün olabildiği ölçüde) ve olayın aslından sapmasını engellemelidir. Olay sonrası açıklama yapılmasını neredeyse mecburi hale getiren neden ise olayların çoğunun kurum fark etmeden önce halka duyurulmasıdır (bkz. 2014 yılında 0layların %69’u dış kaynaklardan öğrenilmiştir).

Raporda bu tür bir olay yaşandığında açıklama kaleme alınırken cevaplanmasında fayda olabilecek bazı sorulara yer verilmiş. Bunlar;
Saldırgan içeri nasıl sızdı?
Saldırgan içerideki sistemlerle bağlantısını nasıl kalıcı hale getirdi?
Saldırının adımları nelerdi?
Hangi veriler çalındı?
Saldırı kontrol altına alınıp saldırgan unsurlar temizlendi mi?

Trend 2: Perakendeciler hedefte
2014 yılında çalınan milyonlarca kredi kartı bilgisi pek çok kişiyi kredi kartlarını iptal edip yenilerini çıkartmaya mecbur etmişti. Perakendeciler kredi kartı (dolayısıyla para) işlemlerinin yoğun olduğu yerler oldukları için saldırganların iştahını kabartmaktadırlar. Öyle görünüyor ki hedefleri kolay para kazanmak olan bazı gruplar saldırılarına 2015 yılında da devam edecekler.

Alışveriş veya sanal kasa gibi uygulamaların sanallaştırılması, bir yandan uygulamanın ortamdan bağımsız daha güvenli bir baloncuk içerisinde çalışmasına imkan verirken, diğer yandan saldırganlar için bazı fırsatlar doğurmaktadır. Doğru kurulup konfigüre edildiğinde bu sanal uygulamalar olabildiği ölçüde güvenlidir ancak raporda ele alınan çoğu örnekte basit konfigürasyon hatalarının ve çift kademeli giriş yöntemlerinin kullanıldığı belirtilmiştir. Saldırganların yazarkasa ve POS yazılımlarını hedef alan zararlı yazılımlar geliştirmiş olması da bu noktanın geçerli bir saldırı vektörü haline gelmesine neden olmuştur.

Raporda büyük bir A.B.D.’li perakendecinin yaşadığı olayın adımlarına da yer verilmiş. Saldırının başlıca adımlar aşağıdaki gibi gelişmiş.

  1. Saldırgan uygulamaya geçerli kullanıcı adı ve parolalar ile giriş yapmış. Kullanıcı bilgilerinin ne şekilde ele geçirildiği bilinmemektedir. 
  2. Saldırgan ağ içerisinde “dolaşmak” için bizim de sızma testlerinde kullandığımız Metasploit yazılımını kullanmış. Metasploit bilinen pek çok istismar kodunu barındıran açık kaynaklı bir yazılımdır. Metaploit ile domain yönetici bilgilerini ele geçiren saldırganlar bu noktadan sonra ağ üzerinde yayılmak için sistem yöneticileri tarafından kullanılan(SysInternals PsExec aracı ve RDP gibi) daha alışılmış yöntemlere geçiş yapmıştır. 
  3. Bağlantılarını kalıcı hale getirmek için bir kaç farklı bilgisayara arka kapı yerleştirilmiş. 
  4. Ele geçirdikleri domain yetkili kullanıcısının POS cihazlarının olduğu ağ üzerinde de geçerli olması sayesinde saldırganlar POS cihazlarını etkileyecek zararlı yazılımı rahatlıkla ağ geneline kurmuşlar. Bu zararlı yazılım POS cihazları üzerinden kredi kartı numarası gibi bilgileri çalmıştır. 

Bu tür bir saldırının önüne geçebilmek için raporda aşağıdaki tavsiyeler verilmiştir;
Uzak bağlantıların güvenliğinin sağlanması: Sistemlere uzaktan kimin ve hangi şartlarda erişebildiğinin denetlenmesi.
Ödeme aracı bilgilerinin bulunduğu ağın güvenliğinin sağlanması: Bu bilgilerin bulunduğu ağlara erişmek için iki kademeli kimlik doğrulaması gibi araçların kullanılması.
Kritik altyapılarda uygulamaların beyaz listeye alınması: Önemli sunucularda hangi yazılımların çalışabileceğinin belirlenmesi ve bunların dışında hiç bir yazılımın çalışmasına izin verilmemesi.
Yetkili kullanıcı hesaplarının yönetimi: Ağ veya belirli bir sistem genelinde yetkili kullanıcı hesaplarının korunması ve yönetilmesi için gerekli tedbirlerin alınması.

Trend 3: Gelişen saldırı döngüsü
Raporda 2014 yılında saldırganların bir VPN bağlantısını ele geçirip bunu kullandıkları olayların sayısında artış görülmüş. VPN bağlantısını ele geçiren saldırgan sistem üzerinde bir arka kapı açmakla uğraşmadığı gibi yetkili kullanıcılar arasında dikkat çekmeden “işlerini” yürütebilmektedir.
VPN bağlantısının sadece kullanıcı adı ve parola ile kurulduğu durumlarda saldırganlar bu bilgileri kolayca elde ederek VON bağlantısını diledikleri gibi kullanmaya başlamıştır. İki kademeli giriş (kullanıcı adı ve parolaya ek olarak bir güvenlik katmanının daha bulunması) kullanıldığı durumlar arasında ise ikinci kademinin bir dijital sertifika olması, saldırganların bu sertifikayı çalarak bağlantıyı kurmalarına imkan vermiştir.
Saldırganların, çok eski bir yöntem olmasına karşın, “webshell” olarak da adlandırılan web tabanlı arka kapıları rahatlıkla kullanmaya devam ettikleri görülmüştür. Bu arka kapıları HTTPS olarak açan saldırganlar bu sayede şifreli ve bir çok güvenlik çözümü tarafından görülmeyen bir yol bulmuşlardır.

Trend 4: Suçlular ve APT’ler içiçe
Siber suçlu olarak adlandırabileceğimiz ve APT aktörlerine göre daha düşük seviyede bir tehdit olan saldırganların APT’lerde görmeye alışkın olduğumuz yöntemleri kullanması, aynı şekilde de APT olarak sınıflandırılan saldırılarda çok basit ve genel saldırı tekniklerin kullanılması iki saldırı türü arasındaki çizgilerin silinmesine neden olmaktadır. Tekniklerin saldırganlar arasında ortak kullanılması bir saldırıyı değerlendirirken kullanılan tekniklerden çok saldırganın niyetinin anlaşılması gerekliliğini ortaya çıkartmıştır. Özellikle hedefli oltalama (spear phishing) gibi sosyal mühendislik saldırılarının, hedefe özel yazılmış zararlı yazılımların her iki saldırgan grubu tarafından da kullanılması ayrım yapmayı zorlaştırmaktadır.

Raporun özellikle saldırganlar arasında ortak kullanılan saldırı vektörlerinin varlığını kabul etmesi benim için önemli bir gelişmedir. Güvenlik "satan" pek çok üreticinin, sıradan saldırılara karşı yeterli yatırımı yaptığınızı düşündüğü hallerde sorduğu "APT'lere karşı ne yapıyorsunuz?" sorusunun gerçeklikten uzak olduğunu hep savunan biri olarak bu itiraf hoşuma gitti.


Thursday, February 5, 2015

Piyon Fırtınası

2014 yılının sonlarında ortaya çıkan ve “Pawn Storm” olarak adlandılan siber casusluk operasyonunda kullanılan yeni bir bileşen ortaya çıktı. Apple mobil cihazlarda kullanılan iOS işletim sistemini hedef alan zararlı yazılım “Pawn Storm” (Tür. “Piyon Fırtınası”) operasyonunun ilk bakışta tahmin ettiğimizden çok daha geniş bir ölçeğe yayılmış olabileceğine de kanıt oluşturabilecek niteliktedir.




“Pawn Storm” Operasyonu
2007 yılından beri yürütüldüğüne dair kanıtlar bulunan siber operasyon dünya genelinde Askeri, Kamu, savunma sanayii ve medya kuruluşlarını hedef almaktadır. A.B.D’li savunma sanayii taşeronu ACADEMI (Eski adıyla Blackwater), Fransa Savunma Bakanlığı, Avrupa Birliği Güvenlik ve İşbirliği Örgütü (Organization for Security and Co-operation in Europe), Pakistanlı üst düzey askeri komutanlar ve Polonya hükümeti şu ana kadar tespit edilebilen hedeflerden sadece bir kaçı. Operasyon kademeli olarak ve birden fazla zararlı yazılım ve/veya güvenlik zafiyeti kullanılarak yürülmektedir.

“Pawn Storm” saldırıları
Saldırıların ilk aşaması seçilen hedefe yönelik özel olarak hazırlanmış bir oltalama (phishing) e-postası yoluyla zararlı yazılımın Microsoft Office formatında bir belge (PDF, Word ve Excel görülmüştür) ile gönderilmesidir.
Aşağıda Irak’ta bulunan Vatikan Büyükelçiliğine gönderilen oltalama e-postası ve ekindeki dosyanın görüntüsü var.

Resim 1: Gelen oltalama e-postası

Resim 2: Zararlı kod çalışırken görülen belge

Bu örnekte ilgili Word belgesinde bulunan zararlı kod Microsoft Office 2003, 2007 ve 2010’u etkileyen CVE-2012-0158 zafiyetini istismar ederek saldırganların bu dosyanın açıldığı bilgisayar üzerinde kod çalıştırmalarını sağlamaktadır.

Aşağıdaki görüntüler ise yine aynı zafiyetin Microsoft Excel dosyaları kullanılarak Pakistan ordusunun üst düzey komutanlarına yönelik saldırıda istismar edildiğini görebiliyoruz.

Resim 3: Gelen başka bir oltalama e-postası

Resim 4: Zararlı kod çalışırken görülen belge

İlk aşamanın sonunda hedef bilgisayarı ele geçiren saldırganlar bu sistemi ikinci aşamada kullanacakları zararlı yazılımı indirmek için kullanıyorlar. İkinci aşamada indirilen yazılım klavye hareketlerini komuta sunucusuna iletmektedir.

Saldırganların sistemi ele geçirmek için kullandıkları zafiyeti kullanarak klavye kaydedici yazılımı indirmemeleri izlerini daha etkili biçimde gizlemelerini sağlamaktadır. Bu durumda ilk aşamada kullanılan zararlı yazılım tespit edilse bile ikinci aşamayla ilgili bilgi sahibi olunamayacağından saldırganların asıl amaçları anlaşılmayacaktır.

Yeni nesil sosyal mühendislik saldırıları
Operasyon kapsamında kullanılan bir diğer önemli saldırı vektörü ise hedef kuruluşların OWA (Outlook Web Access – kuruluş e-postalarına tarayıcı üzerinden ulaşılmasına imkan veren arayüz) erişimleridir.

Saldırganların hedefe gönderdikleri ve popüler savunma sanayi fuarlarını düzenleyen şirketlerden  gelmiş gibi görünen oltalama e-postaları içerisinde zararlı yazılım yok ancak kullanılan yöntem dikkat çekici.

Saldırganların gönderdiği oltalama e-postasını OWA üzerinden bağlanarak açan kurbanların tarayıcılarında çalışan bir Javascript kodu OWA oturumunun sonlandırıldığını ve yeniden parola girilmesi gerektiğini düşündüren bir ekran gösteriyor.

Güvenlik ve savunma teknoloji fuarı Eurosatory konferansının sayfasına (eurosatory.com) benzeyecek şekilde eurosatory2014.com alanadını kullanan saldırganlar yine iki kademeli bir saldırı düzenlemektedir.

İlk aşamada saldırganlar tarafından gönderilen e-posta üzerindeki bağlantıya tıklandığında kurban saldırganların sayfasına yönlendiriliyor ve eşzamanlı olarak yeni bir sekmede Eurosatory (konferansın gerçek sayfası açılıyor).
Diğer sekmede kalan saldırganların sayfası ise hedef kuruluşa özel olarak hazırlanmış bir alanadı üzerinde barındırılan sahte bir OWA giriş sayfası oluyor.

Aşağıda Macaristan Savunma Bakanlığı’nı hedef alan saldırının ekran görüntüsünü bulabilirsiniz.
İkinci sekmede Eurosatory konferansının sayfası açıkken, kullanıcıya OWA oturumunun sonlandırıldığını ve yeniden şifre girmesi gerektiğini düşündürecek sahte OWA sayfası görülmektedir.
Resim 5: Gerçek sayfa

Resim 6: Sahte OWA sayfası (konferans sayfası ikinci sekmede)


Macaristan Savunma Bakanlığı’nın OWA sayfasının adresi mail.hm.gov.hu iken bu saldırıya özel olarak hazırlanmış alanadı mail.hm.qov.hu dur.

Aynı saldırı yönteminin başka fuarlar ve ülkeler için de kullanıldığı tespit edilmiştir.

Mobil cephesi
“Pawn Storm” operasyonu adını saldırıların satrançta kullanılana benzer kademeli taktikleri kullanmasından almaktadır. Bu benzetmeden devam edecek olursak son olarak tespit edilen piyonlar ile oyunun düşündüğümüzden ok daha geniş bir alanda oynandığını söyleyebiliriz.
IOS_XAGENT.A ve IOS_XAGENT.B olarak adlandırılan iki farkı zararlı yazılımın bu operasyon kapsamında Apple iOS işletim sistemini kullanan mobil cihazları hedef almak için geliştirildiği görülmektedir.
Hedef alınan kişinin kullandığı iPhone’a bulaşan zararlı yazılımlar aşağıdaki bilgilere saldırganlara iletebilmektedir:
SMS’ler
Rehberdeki kayıtlar
Fotoğraflar
Konum bilgisi
Yazılımın buna ek olarak sahip olduğu özellikler şunlardır;
Ses kayıt başlatabilme
Yüklü uygulamaların listesini çıkartabilme
Kablosuz ağ bağlantı durumunu görme

Zararlı yazılım bu bilgileri komuta sunucusuna internet bağlantısı (mobil veya kablosuz) iletmektedir.
Zararlıların iOS 7 üzerinde istikrarlı çalışması ve uygulama kapatılsa bile kendini geri açabilmesi gibi özelliklerinin iOS 8 üzerinde verimsiz çalışması nedeniyle ele geçirilen sürümün iOS 8 çıkmadan yazıldığı ve bulaştırıldığı düşünülmektedir.

“Pawn Storm” operasyonunun devam ettiğine dair kanıtlar göz önüne alındığında iOS8 sürümünün çıkmış olabileceğini düşünmek yanlış olmaz.

Sunday, January 25, 2015

Saldırı Ağacı

1998 yılında Salter tarafından ortaya atılan “Saldırı Ağacı” (ing: Attack Tree) fikri bir sistemin, çeşitli saldırılara karşı güvenliğinin, biçimsel ve metodolojik olarak ortaya konulmasını sağlamaktadır. Türkçe olarak ifade edersek, güvenliğini sağlamaya çalıştığım sisteme “kim ve nasıl saldırabilir?” sorusuna yanıt oluşturacak bir çalışmadır.


Kolay ve hızlı bir çözüm olması nedeniyle Türkiye’de genel olarak kabul gören zafiyet temelli güvenlik yaklaşımından farklı olarak saldırı ağacı veya STRIDE gibi yaklaşımlar kuruluşunuzun bilgi güvenliği seviyesine daha bütünsel bir bakış açısı sağlar.

Zafiyet temelli yaklaşım, kısaca, sistem üzerindeki güvenlik zafiyetlerinin tespit edilmesi (otomatik zafiyet tarama aracı, sızma testi, vb.) ve bunları ortadan kaldıracak veya istismar edilmesini engelleyen gerekli önlemlerin alınması olarak özetlenebilir. Daha Saldırı Ağacı ise sistemde tespit edebileceğimiz zafiyetlerden yola çıkarak güvenliği sağlamaya çalışmak yerine saldırganların amaçlarından yola çıkarak sistemin güvenliğini sağlamaya çalışmaktadır.

Yaklaşımların her ikisinin de eksik kaldığı yerler vardır şüphesiz ancak amacımızın sistemin güvenliğini sağlamak olduğunu düşünürsek sadece zafiyetlerden yola çıkarak tam bir sonuç elde etmemizin mümkün olamayacağı görüşündeyim.

Saldırı ağacını hazırlamak
Güvenliğini sağlamaya çalıştığımız sistem için bir saldırı ağacı hazırlamak için aşağıdaki adımları izleyebiliriz;
  • Ağacın köküne karar verin
  • Dalları belirleyin
  • Bütünlük açısından değerlendirin
  • Ağacı “budayın” (fazlalıkları atın)
  • Sunum


Ağacın kökü
Genel olarak ağacın kökünü saldırganın hedefi oluşturacaktır. Aşağıdaki basit örnekte ağacın kökünü oluşturan ve saldırganın hedefi olabilecek olay “ofisten laptop çalmak” olarak belirlenmiştir. (baştan söylemekte fayda olabilirdi tabii, saldırı ağacı ters duruyor). Görüldüğü gibi saldırganın amacına ulaşmak için kullanabileceği yöntemler belli bir akış içerisinde ortaya konmaktadır.



Dallar
Saldırı ağacının diğer bileşenlerini tespit etmek için “beyin fırtınası” yapılıp aklımıza gelenleri sırayla yazabiliriz. Bazı önemli noktaları gözden kaçırmamıza neden olabileceği için bu tavsiye edeceğim bir yöntem olmaz. Kök sebep ve alt bileşenler arasındaki geçiş VE veya VEYA anlamında olabilir. Yukarıdaki örnekte bağlantılar VEYA anlamındadır ve saldırganın kullanabileceği çeşitli yöntemler listelenmiştir. Bağlantıları VE olarak oluşturmak saldırganın birden fazla araca ihtiyaç duyacağı durumların ortaya konuşması için daha etkili olacaktır.
Alt bileşenleri ortaya çıkartmak için saldırganın amacından yola çıkıp ihtimal dahilinde olan her saldırı vektörünü listeleyip sonrasında bir alt kademeye geçmek daha uygun olacaktır.

Bütünlük değerlendirmesi
Ağacın ilk hali ortaya çıktıktan sonra her bileşeni “bu sonuca ulaşabilecek başka bir yol var mı?” sorusu ile tekrar değerlendirmek faydalı olacaktır. İlk çalışmadan gözden kaçabilecek bazı saldırı vektörleri de bu şekilde ortaya çıkar. Sonuçların yanında saldırı yöntemlerinin ve saldırganların da tekrar değerlendirilmesi gerekecektir. Bu sayede saldırı ağacını farklı bilgi ve beceri seviyesine sahip saldırganlara karşı da etkili hale getirme imkanımız olacaktır.

Ağacı budayın
Çalışma tamamlandıktan sonra dalları ele alıp bu saldırıya karşı bir önlem alındı mı? Bu saldırı veya sonuç başka bir dalda ele alınmış mı? Gibi soruların cevaplarını arayarak gereksiz veya tekrar eden durumlar çalışmadan çıkartılabilir.

Sunum
Ele aldığınız sistem ne olursa olsun saldırı ağacının bir sayfadan uzun olmamasında yarar var. Bu sayede, amacımız olan, saldırıları anlaşılır ve kolay algılanır şekilde göz önüne serme işini gerçekleştirmiş oluruz. Sayfalarca devam eden bir saldırı ağacı ile, saldırganın kök amacını göremeyeceğimiz için, etkin bir sonuç elde etmemiz zorlaşacaktır. Bu durumla karşılaşılması halinde çalışmayı daha küçük birimlere ayırıp aynı sistemin farklı bileşenleri için ayrı saldırı ağaçları hazırlanması daha iyi olacaktır.

Saldırı ağacının anlamlandırılması
Korumaya çalıştığımız sisteme karşı düzenlenebilecek saldırıları listelemek iyi bir çalışma olacaktır ancak tek başına savunmamızı nasıl tasarlamamız gerektiği konusunda bilgi veremez. Diyelim ki saldırı ağacımızı ortaya çıkarttık ve bu sene bilgi güvenliği için 100.000 TL bütçe ayırdık. Bu çalışma bize hangi yatırımları yapmamızın daha faydalı olacağı konusunda bilgi vermez. Güvenlik seviyemizi nasıl iyileştirmemiz gerektiği konusunda bir fikir edinebilmek için saldırı ağacına bazı değerler atamakta fayda var.

Saldırı ağacını anlamlandırmak için kullanılabilecek çeşitli yöntemler arasında, bu yaklaşımı bilgi güvenliği alanına 1999 yılında tanıtan Bruce Schneier’in ele aldıkları hala geçerliliklerini korur.
Saldırıların maliyetlerini kullanmak: Saldırıyı düzenlemek için saldırganın ihtiyaç duyacağı kaynaklar söz konusunu saldırın gerçekleşme ihtimalini etkileyecek bir unsurdur. Biraz önceki bütçemize dönersek 100.000TL ile gerçekleşme ihtimali düşük ve 300.000TL kaynak gerektirecek saldırılara karşı tedbir almaya çalışmak yerine, saldırı ağacında bulunan ve çok daha düşük maliyetli saldırılara karşı tedbir almak daha mantıklı olacaktır. Bu yaklaşımı etkin bir şekilde kullanabilmek için saldırgan profillemesinin dikkatlice ve detaylı olarak yapılması önemlidir. Saldırıyı düzenlemek için gerekli 300.000TL’lik yatırım sıradan saldırganlar için büyük bir tutarken, başka devletler için önemsiz ve kolayca harcanabilecek bir paradır.
Hedef sistem değerini kullanmak: Savunmayı korumaya çalıştığımız sistemlerin değerine göre belirlemek yatırımlarımızı en kıymetli varlıklarımızı koruyacak şekilde yapmamızı sağlar.

Bütüncül yaklaşımın önemi
Yukarıda gördüğümüz laptop çalma konusunu zafiyet taraması veya sızma testi yaklaşımıyla ele alırsak yapacağımız araştırma bize kapıdaki kilidin matkapla delinebileceğini gösterebilirdi (sarı olarak işaretlediğim kutu). Biz de buna karşılık matkapla delinmeyen veya delinde bile kapının açılmasına imkan vermeyen bir kilitle değiştirilmesini önerebilirdik. Bu durumda işimizi çok iyi yapmış ve zafiyeti ortaya çıkartmış olmamıza rağmen bütün olası saldırılar arasında sadece 1 tanesini ortaya çıkartmış oluruz.



Saldırı ağacı gibi bütüncül modeller bilgi güvenliği seviyemize daha geniş bir açıdan bakmamıza imkan verdiği için güvenlik seviyemizin durumu hakkında daha anlamlı bilgiler vermektedir.


Mart ayının sonuna kadar benimle temasa geçecek Kamu kurumları (Bakanlıklar, Askeri kurumlar, Emniyet Teşkilatı, Müsteşarlık ve Genel Müdürlükler) için ücretsiz olarak temel saldırı ağacı çalışmalarını yapacağım. Bu çalışmanın mevcut güvenlik seviyemizin bir röntgenini de çekmemize imkan sağlayacağı için faydalı olacağına inanıyorum. 

MITRE ATT&CK Gerçek Hayatta Ne İşimize Yarar?

  Rusya kaynaklı siber saldırılar webinarı sırasında üzerinde durduğum önemli bir çalışma vardı. MITRE ATT&CK matrisini ele alıp hangi...