Showing posts with label Güvenlik Yatırımı. Show all posts
Showing posts with label Güvenlik Yatırımı. Show all posts

Wednesday, April 1, 2015

2015 trendleri: APT insanın kendine yakışanı giymesidir

Adını son olarak SONY’nin hacklenmesi olayında duyduğumuz Fireeye’ın Mandiant şirketi “2015 trendleri: Ön cepheden görüntü” adıyla bir rapor yayınladı.
Geçtiğimiz senenin öne çıkan güvenlik trendlerinin ve 2015 içerisinde görmemiz muhtemel trendlerin ele alındığı raporun bazı konu başlıklarını toparladım.



Rapora https://www2.fireeye.com/WEB-2015RPTM-Trends.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Raporda öne çıkan bazı rakamlar
Saldırıların %31’i kurban tarafından tespit edilebilirken, %69’u dış kaynaklardan öğrenilmiş. Bu istatistik, diğer üreticilerin raporlarında gördüğümüz rakamlara çok yakın olduğu için henüz saldırganları tespit edebilme becerilerimizi geliştirme yönünde almamız gereken çok yol olduğunu görüyoruz.

Saldırganlar (saldırganın kendi bağlantısı veya kullanılan zararlı yazılım) tespit edilmeden önce ortalama 205 gün kurum ağında varlığını korumuş. Özetle, ağımıza biri sızdığında veya bir zararlı yazılım bulaştığında bunu tespit etmemiz ortalama 205 gün sürüyor.  Rapora konu olaylar arasında gözlemlenen en uzun süre 2,982 (yazı ile ikibindokuzyüzsekseniki!) gün olmuş.

Raporda 2015 trendleri olarak 4 konuya yer verilmiş.

Trend 1: Olayın duyulmasıyla başa çıkmak
Yaşanan bir güvenlik ihlali sonrasında hedef olan kurum tarafından yapılacak açıklama kurum imajı ve halkın olayla ilgili algısı bakımından hayati önem taşımaktadır. Kurumun duruma hakim görünmesi ve olayın bütün boyutuyla araştırıldığı mesajının net bir şekilde verilmesi olayların algılanma şeklini doğrudan etkilemektedir. 2014 yılında yaşanan güvenlik ihlalleri halkın bu tür olayların etkileri konusunda önceki yıllarda olduğundan daha bilinçli hale gelmesini sağlamıştır. Önceki yıllarda yapılan ve saldırı tarihi ve dışarı sızan veri türünden ibaret açıklamalar artık basın ve halk tarafından yeterli bulunmamakta, saldırı vektörü ve saldırının arkasında kimlerin olduğu gibi bilgiler de talep edilmektedir.
Yapılacak açıklamalar spekülasyonların önüne geçebilmeli (henüz tamamlanmamış bir araştırmanın verileriyle bunun mümkün olabildiği ölçüde) ve olayın aslından sapmasını engellemelidir. Olay sonrası açıklama yapılmasını neredeyse mecburi hale getiren neden ise olayların çoğunun kurum fark etmeden önce halka duyurulmasıdır (bkz. 2014 yılında 0layların %69’u dış kaynaklardan öğrenilmiştir).

Raporda bu tür bir olay yaşandığında açıklama kaleme alınırken cevaplanmasında fayda olabilecek bazı sorulara yer verilmiş. Bunlar;
Saldırgan içeri nasıl sızdı?
Saldırgan içerideki sistemlerle bağlantısını nasıl kalıcı hale getirdi?
Saldırının adımları nelerdi?
Hangi veriler çalındı?
Saldırı kontrol altına alınıp saldırgan unsurlar temizlendi mi?

Trend 2: Perakendeciler hedefte
2014 yılında çalınan milyonlarca kredi kartı bilgisi pek çok kişiyi kredi kartlarını iptal edip yenilerini çıkartmaya mecbur etmişti. Perakendeciler kredi kartı (dolayısıyla para) işlemlerinin yoğun olduğu yerler oldukları için saldırganların iştahını kabartmaktadırlar. Öyle görünüyor ki hedefleri kolay para kazanmak olan bazı gruplar saldırılarına 2015 yılında da devam edecekler.

Alışveriş veya sanal kasa gibi uygulamaların sanallaştırılması, bir yandan uygulamanın ortamdan bağımsız daha güvenli bir baloncuk içerisinde çalışmasına imkan verirken, diğer yandan saldırganlar için bazı fırsatlar doğurmaktadır. Doğru kurulup konfigüre edildiğinde bu sanal uygulamalar olabildiği ölçüde güvenlidir ancak raporda ele alınan çoğu örnekte basit konfigürasyon hatalarının ve çift kademeli giriş yöntemlerinin kullanıldığı belirtilmiştir. Saldırganların yazarkasa ve POS yazılımlarını hedef alan zararlı yazılımlar geliştirmiş olması da bu noktanın geçerli bir saldırı vektörü haline gelmesine neden olmuştur.

Raporda büyük bir A.B.D.’li perakendecinin yaşadığı olayın adımlarına da yer verilmiş. Saldırının başlıca adımlar aşağıdaki gibi gelişmiş.

  1. Saldırgan uygulamaya geçerli kullanıcı adı ve parolalar ile giriş yapmış. Kullanıcı bilgilerinin ne şekilde ele geçirildiği bilinmemektedir. 
  2. Saldırgan ağ içerisinde “dolaşmak” için bizim de sızma testlerinde kullandığımız Metasploit yazılımını kullanmış. Metasploit bilinen pek çok istismar kodunu barındıran açık kaynaklı bir yazılımdır. Metaploit ile domain yönetici bilgilerini ele geçiren saldırganlar bu noktadan sonra ağ üzerinde yayılmak için sistem yöneticileri tarafından kullanılan(SysInternals PsExec aracı ve RDP gibi) daha alışılmış yöntemlere geçiş yapmıştır. 
  3. Bağlantılarını kalıcı hale getirmek için bir kaç farklı bilgisayara arka kapı yerleştirilmiş. 
  4. Ele geçirdikleri domain yetkili kullanıcısının POS cihazlarının olduğu ağ üzerinde de geçerli olması sayesinde saldırganlar POS cihazlarını etkileyecek zararlı yazılımı rahatlıkla ağ geneline kurmuşlar. Bu zararlı yazılım POS cihazları üzerinden kredi kartı numarası gibi bilgileri çalmıştır. 

Bu tür bir saldırının önüne geçebilmek için raporda aşağıdaki tavsiyeler verilmiştir;
Uzak bağlantıların güvenliğinin sağlanması: Sistemlere uzaktan kimin ve hangi şartlarda erişebildiğinin denetlenmesi.
Ödeme aracı bilgilerinin bulunduğu ağın güvenliğinin sağlanması: Bu bilgilerin bulunduğu ağlara erişmek için iki kademeli kimlik doğrulaması gibi araçların kullanılması.
Kritik altyapılarda uygulamaların beyaz listeye alınması: Önemli sunucularda hangi yazılımların çalışabileceğinin belirlenmesi ve bunların dışında hiç bir yazılımın çalışmasına izin verilmemesi.
Yetkili kullanıcı hesaplarının yönetimi: Ağ veya belirli bir sistem genelinde yetkili kullanıcı hesaplarının korunması ve yönetilmesi için gerekli tedbirlerin alınması.

Trend 3: Gelişen saldırı döngüsü
Raporda 2014 yılında saldırganların bir VPN bağlantısını ele geçirip bunu kullandıkları olayların sayısında artış görülmüş. VPN bağlantısını ele geçiren saldırgan sistem üzerinde bir arka kapı açmakla uğraşmadığı gibi yetkili kullanıcılar arasında dikkat çekmeden “işlerini” yürütebilmektedir.
VPN bağlantısının sadece kullanıcı adı ve parola ile kurulduğu durumlarda saldırganlar bu bilgileri kolayca elde ederek VON bağlantısını diledikleri gibi kullanmaya başlamıştır. İki kademeli giriş (kullanıcı adı ve parolaya ek olarak bir güvenlik katmanının daha bulunması) kullanıldığı durumlar arasında ise ikinci kademinin bir dijital sertifika olması, saldırganların bu sertifikayı çalarak bağlantıyı kurmalarına imkan vermiştir.
Saldırganların, çok eski bir yöntem olmasına karşın, “webshell” olarak da adlandırılan web tabanlı arka kapıları rahatlıkla kullanmaya devam ettikleri görülmüştür. Bu arka kapıları HTTPS olarak açan saldırganlar bu sayede şifreli ve bir çok güvenlik çözümü tarafından görülmeyen bir yol bulmuşlardır.

Trend 4: Suçlular ve APT’ler içiçe
Siber suçlu olarak adlandırabileceğimiz ve APT aktörlerine göre daha düşük seviyede bir tehdit olan saldırganların APT’lerde görmeye alışkın olduğumuz yöntemleri kullanması, aynı şekilde de APT olarak sınıflandırılan saldırılarda çok basit ve genel saldırı tekniklerin kullanılması iki saldırı türü arasındaki çizgilerin silinmesine neden olmaktadır. Tekniklerin saldırganlar arasında ortak kullanılması bir saldırıyı değerlendirirken kullanılan tekniklerden çok saldırganın niyetinin anlaşılması gerekliliğini ortaya çıkartmıştır. Özellikle hedefli oltalama (spear phishing) gibi sosyal mühendislik saldırılarının, hedefe özel yazılmış zararlı yazılımların her iki saldırgan grubu tarafından da kullanılması ayrım yapmayı zorlaştırmaktadır.

Raporun özellikle saldırganlar arasında ortak kullanılan saldırı vektörlerinin varlığını kabul etmesi benim için önemli bir gelişmedir. Güvenlik "satan" pek çok üreticinin, sıradan saldırılara karşı yeterli yatırımı yaptığınızı düşündüğü hallerde sorduğu "APT'lere karşı ne yapıyorsunuz?" sorusunun gerçeklikten uzak olduğunu hep savunan biri olarak bu itiraf hoşuma gitti.


Sunday, January 25, 2015

Saldırı Ağacı

1998 yılında Salter tarafından ortaya atılan “Saldırı Ağacı” (ing: Attack Tree) fikri bir sistemin, çeşitli saldırılara karşı güvenliğinin, biçimsel ve metodolojik olarak ortaya konulmasını sağlamaktadır. Türkçe olarak ifade edersek, güvenliğini sağlamaya çalıştığım sisteme “kim ve nasıl saldırabilir?” sorusuna yanıt oluşturacak bir çalışmadır.


Kolay ve hızlı bir çözüm olması nedeniyle Türkiye’de genel olarak kabul gören zafiyet temelli güvenlik yaklaşımından farklı olarak saldırı ağacı veya STRIDE gibi yaklaşımlar kuruluşunuzun bilgi güvenliği seviyesine daha bütünsel bir bakış açısı sağlar.

Zafiyet temelli yaklaşım, kısaca, sistem üzerindeki güvenlik zafiyetlerinin tespit edilmesi (otomatik zafiyet tarama aracı, sızma testi, vb.) ve bunları ortadan kaldıracak veya istismar edilmesini engelleyen gerekli önlemlerin alınması olarak özetlenebilir. Daha Saldırı Ağacı ise sistemde tespit edebileceğimiz zafiyetlerden yola çıkarak güvenliği sağlamaya çalışmak yerine saldırganların amaçlarından yola çıkarak sistemin güvenliğini sağlamaya çalışmaktadır.

Yaklaşımların her ikisinin de eksik kaldığı yerler vardır şüphesiz ancak amacımızın sistemin güvenliğini sağlamak olduğunu düşünürsek sadece zafiyetlerden yola çıkarak tam bir sonuç elde etmemizin mümkün olamayacağı görüşündeyim.

Saldırı ağacını hazırlamak
Güvenliğini sağlamaya çalıştığımız sistem için bir saldırı ağacı hazırlamak için aşağıdaki adımları izleyebiliriz;
  • Ağacın köküne karar verin
  • Dalları belirleyin
  • Bütünlük açısından değerlendirin
  • Ağacı “budayın” (fazlalıkları atın)
  • Sunum


Ağacın kökü
Genel olarak ağacın kökünü saldırganın hedefi oluşturacaktır. Aşağıdaki basit örnekte ağacın kökünü oluşturan ve saldırganın hedefi olabilecek olay “ofisten laptop çalmak” olarak belirlenmiştir. (baştan söylemekte fayda olabilirdi tabii, saldırı ağacı ters duruyor). Görüldüğü gibi saldırganın amacına ulaşmak için kullanabileceği yöntemler belli bir akış içerisinde ortaya konmaktadır.



Dallar
Saldırı ağacının diğer bileşenlerini tespit etmek için “beyin fırtınası” yapılıp aklımıza gelenleri sırayla yazabiliriz. Bazı önemli noktaları gözden kaçırmamıza neden olabileceği için bu tavsiye edeceğim bir yöntem olmaz. Kök sebep ve alt bileşenler arasındaki geçiş VE veya VEYA anlamında olabilir. Yukarıdaki örnekte bağlantılar VEYA anlamındadır ve saldırganın kullanabileceği çeşitli yöntemler listelenmiştir. Bağlantıları VE olarak oluşturmak saldırganın birden fazla araca ihtiyaç duyacağı durumların ortaya konuşması için daha etkili olacaktır.
Alt bileşenleri ortaya çıkartmak için saldırganın amacından yola çıkıp ihtimal dahilinde olan her saldırı vektörünü listeleyip sonrasında bir alt kademeye geçmek daha uygun olacaktır.

Bütünlük değerlendirmesi
Ağacın ilk hali ortaya çıktıktan sonra her bileşeni “bu sonuca ulaşabilecek başka bir yol var mı?” sorusu ile tekrar değerlendirmek faydalı olacaktır. İlk çalışmadan gözden kaçabilecek bazı saldırı vektörleri de bu şekilde ortaya çıkar. Sonuçların yanında saldırı yöntemlerinin ve saldırganların da tekrar değerlendirilmesi gerekecektir. Bu sayede saldırı ağacını farklı bilgi ve beceri seviyesine sahip saldırganlara karşı da etkili hale getirme imkanımız olacaktır.

Ağacı budayın
Çalışma tamamlandıktan sonra dalları ele alıp bu saldırıya karşı bir önlem alındı mı? Bu saldırı veya sonuç başka bir dalda ele alınmış mı? Gibi soruların cevaplarını arayarak gereksiz veya tekrar eden durumlar çalışmadan çıkartılabilir.

Sunum
Ele aldığınız sistem ne olursa olsun saldırı ağacının bir sayfadan uzun olmamasında yarar var. Bu sayede, amacımız olan, saldırıları anlaşılır ve kolay algılanır şekilde göz önüne serme işini gerçekleştirmiş oluruz. Sayfalarca devam eden bir saldırı ağacı ile, saldırganın kök amacını göremeyeceğimiz için, etkin bir sonuç elde etmemiz zorlaşacaktır. Bu durumla karşılaşılması halinde çalışmayı daha küçük birimlere ayırıp aynı sistemin farklı bileşenleri için ayrı saldırı ağaçları hazırlanması daha iyi olacaktır.

Saldırı ağacının anlamlandırılması
Korumaya çalıştığımız sisteme karşı düzenlenebilecek saldırıları listelemek iyi bir çalışma olacaktır ancak tek başına savunmamızı nasıl tasarlamamız gerektiği konusunda bilgi veremez. Diyelim ki saldırı ağacımızı ortaya çıkarttık ve bu sene bilgi güvenliği için 100.000 TL bütçe ayırdık. Bu çalışma bize hangi yatırımları yapmamızın daha faydalı olacağı konusunda bilgi vermez. Güvenlik seviyemizi nasıl iyileştirmemiz gerektiği konusunda bir fikir edinebilmek için saldırı ağacına bazı değerler atamakta fayda var.

Saldırı ağacını anlamlandırmak için kullanılabilecek çeşitli yöntemler arasında, bu yaklaşımı bilgi güvenliği alanına 1999 yılında tanıtan Bruce Schneier’in ele aldıkları hala geçerliliklerini korur.
Saldırıların maliyetlerini kullanmak: Saldırıyı düzenlemek için saldırganın ihtiyaç duyacağı kaynaklar söz konusunu saldırın gerçekleşme ihtimalini etkileyecek bir unsurdur. Biraz önceki bütçemize dönersek 100.000TL ile gerçekleşme ihtimali düşük ve 300.000TL kaynak gerektirecek saldırılara karşı tedbir almaya çalışmak yerine, saldırı ağacında bulunan ve çok daha düşük maliyetli saldırılara karşı tedbir almak daha mantıklı olacaktır. Bu yaklaşımı etkin bir şekilde kullanabilmek için saldırgan profillemesinin dikkatlice ve detaylı olarak yapılması önemlidir. Saldırıyı düzenlemek için gerekli 300.000TL’lik yatırım sıradan saldırganlar için büyük bir tutarken, başka devletler için önemsiz ve kolayca harcanabilecek bir paradır.
Hedef sistem değerini kullanmak: Savunmayı korumaya çalıştığımız sistemlerin değerine göre belirlemek yatırımlarımızı en kıymetli varlıklarımızı koruyacak şekilde yapmamızı sağlar.

Bütüncül yaklaşımın önemi
Yukarıda gördüğümüz laptop çalma konusunu zafiyet taraması veya sızma testi yaklaşımıyla ele alırsak yapacağımız araştırma bize kapıdaki kilidin matkapla delinebileceğini gösterebilirdi (sarı olarak işaretlediğim kutu). Biz de buna karşılık matkapla delinmeyen veya delinde bile kapının açılmasına imkan vermeyen bir kilitle değiştirilmesini önerebilirdik. Bu durumda işimizi çok iyi yapmış ve zafiyeti ortaya çıkartmış olmamıza rağmen bütün olası saldırılar arasında sadece 1 tanesini ortaya çıkartmış oluruz.



Saldırı ağacı gibi bütüncül modeller bilgi güvenliği seviyemize daha geniş bir açıdan bakmamıza imkan verdiği için güvenlik seviyemizin durumu hakkında daha anlamlı bilgiler vermektedir.


Mart ayının sonuna kadar benimle temasa geçecek Kamu kurumları (Bakanlıklar, Askeri kurumlar, Emniyet Teşkilatı, Müsteşarlık ve Genel Müdürlükler) için ücretsiz olarak temel saldırı ağacı çalışmalarını yapacağım. Bu çalışmanın mevcut güvenlik seviyemizin bir röntgenini de çekmemize imkan sağlayacağı için faydalı olacağına inanıyorum. 

Saturday, December 13, 2014

Risk seviyesi ve sızma testleri

O: Sen hacker misin?
Ben: (bilmiş bir gülümsemeyle) Evet
O: (Heyecanla) Hadi birilerinin Facebook’unu patlatalım o zaman
Ben: (sinirli bir şekilde) ben saldırmıyorum
O: (biraz şüpheci) nasıl yani?
Ben: (Sıkılmış) hackerların ne yaptığını bilmem kurumları güvenli hale getirmemi sağlıyor
O: (hayal kırıklığına uğramış) Hacker değil misin yani?
Ben: (konuyu değiştirme çabasıyla) Tamagotchi’leri hatırlar mısın?

Buna benzer bir konuşmayı onlarca kişiyle belki yüzlerce kez yaptım. Bilgi güvenliği ile hacking konusunun nasıl bir araya geldiğini, aradaki köprünün ne olduğunu, benim ve meslektaşlarımın neden “hacker” olmadığımızı anlamakta zorlanıyorlar.

Siber suçluların düşünce yapısını anlama çabaları, saldırganlar tarafından kullanılan araç ve yöntemlere hakim olmaktaki amacımız siber saldırılardan doğacak riskleri doğru tespit edip gerekli önlemlerin alınmasını sağlamaktır.

İş hayatımızın ve ulusal güvenliğimizin çok önemli bir parçasını oluşturan bilişim sistemlerinin güvenli olması gerekiyor.  Kurumlarımızın asıl işinin bilişim sistemlerinin güvenliği olmadığını düşünürsek bilgi güvenliği konusunda aslında bir risk yönetimi işidir. 
Siber saldırılara karşı bizi koruyacak binlerce farklı çözüm ve yöntem vardır bunların hepsini alacak bütçeye sahip olmadığımızı düşünürsek bilgi güvenliği konusundaki amacımız siber saldırılardan doğacak riskleri kabul edilebilir seviyeye indirmek olacaktır.

Bilişim sistemlerinin suçluların iştahlarını kabartmalarına neden olan başlıca faktörlerden birisi internet üzerinden işlenen suçların, gerçek dünyada işlenen suçlara göre risk/kazanç oranını daha cazip olmasıdır. Gerçek dünyada bir market soymak isteyecek bir saldırgan yaralanma, ölüm veya yakalanma gibi riskleri göze almak zorundadır. İnternet üzerinden ise, aynı bakkalın sahibinin kredi kartı numarasını almaya çalışmak ise fiziksel risk oluşturmamaktadır. 
Riskin kazançtan büyük olduğu fiziksel dünyada suç işlemek yerine benzer maddi kazançlar sağlayacak suçu, kazancın alınan riskten büyük olduğu, internet ortamında işlemek çok daha caziptir.

Suçluların iştahını kabartan bilişim sistemlerimizi korumak ise zordur. Bütün sistemlerin hacklenebilir olması sadece bütçe kısıtlarında kaynaklı bir durum değildir. 

Tipik Hollywood hackerını ele alırsak karşımıza çıkacak görüntü aşağı yukarı şöyledir:


Resim 1: Hollywood hackerini Powerpoint'ta çizdim :)


Karanlık bir oda, siyah fon üzerine yeşil yazıların aktığı 3-4 monitör, gece gündüz demeden klavyede bir şeyler yazan saldırgan. Siber suçlularla ilgili bu karikatür bir bakıma güvenliği sağlamamakta karşılaştığımız temel bir soruna atıfta bulunmaktadır. Sistem yöneticileri gün içerisinde onlarca kullanıcının farklı sorunlarıyla ilgilenmektedir. 
Bilgi güvenliği konusunda uzmanlaşmış ve buna odaklı çalışsak bile güvenlik duvarından antivirüse kadar geniş bir yelpazede ürünlerin günlük olarak işletilmesi ve yönetilmesi görevini üstlenmekteyiz. Buna karşılık saldırgan sadece sizinle ilgilenmektedir. Savunma tarafı onlarca belki de yüzlerce problem ve bileşenden oluşan bir bulutun içerisinde her gün mücadele ederken saldırganın bu buluta sızmasını sağlayacak tek bir yol bulması yeterlidir. 

Resim 2: Savunma bulutu ve Hacker

Matematiksel olarak, savunmanın her seferinde kazanarak en düşük oranda %100 başarı sağlaması gerekirken saldırgan tek bir sefer, biraz önce tanımladığımız buluta sızmasını sağlayacak bir zafiyet bulması yeterlidir.

Savunmayı zora sokan bir diğer etken de zamandır. Yapacağımız bir çalışma sonucunda ağ ve sistemlerinizin bugün bilinen bütün zafiyetlerden arındırılması, bugünün istismar kodlarına karşı güvende olmasını sağlamak mümkündür. Bu güvenli noktadan saniyeler sonra bulunacak bir zafiyet bile ağ ve sistemleri bu çalışma öncesindeki güvensiz durumlarına geri getirecektir. Zaman geçtikte sistemler üzerinde tespit edilen zafiyetlerin sayısı artmaktadır. 
Her fırsatta düzenli olarak yapılmasını tavsiye ettiğimiz güncellemeler güvenlik seviyemizi belli bir noktada tutmamızı sağlayacaktır. Bazı durumlarda bu güvenlik güncellemelerinin (yamaların) çıkması sistemleri tehlikeye atmaktadır. Yazılım üreticilerinin güncellemelerle birlikte yayınladıkları dokümanlarda hangi zafiyetleri giderdikleri açıkça bellidir. Saldırganların bir kısmı bu güncellemelerin yayınlanmasını bekler ve güncelleme dokümanlarında anlatılan zafiyeti hedef alan saldırıları geliştirirler. Bu sayede güncellemenin yayınlandığı gün ile sistemlerin güncellendiği tarih arasındaki süre boyunca sistemlere karşı kullanabilecekleri ve geçerli bir saldırıya sahip olurlar.


Resim 3: Güncelleme ve risk seviyesi ilişkisi

Yukarıdaki grafikte zamanla değişen risk seviyemizi görebiliriz. Güncelleme yapılana kadar artan risk seviyemiz saldırgan açısından bakıldığında saldırgana fazladan avantaj sağlayan bir ortam oluşmasına neden olmaktadır.

Güncellemelerin yapılması savunma için firewall kurallarının denetlenmesi, IPS/IDS imzalarının güncellenmesi ve lisanssız yazılım kullanılmaması gibi temel bir hijyen kuralıdır. Günümüzün siber tehditleriyle başa çıkabilmek için savunma düşünce yapısı yeterli değildir. 

Sadece aldığımız önlemlere odaklanmak ve bunların işlerini doğru yaptıklarını varsaymak bilgi güvenliği açısından yapabileceğimiz ölümcül bir hata. Sistemlerimizi ne kadar koruyabildiğimizi anlamak, nerelerde iyileştirmeler yapmamız gerektiğini görmek ve, o ana kadar hiç aklımıza gelmemiş, saldırı vektörlerini belirlemek için saldırganların düşünce yapısını anlamalıyız. 

Benim gibilerin yaptığı çalışmalar kapsamında saldırı vektörlerini ortaya koyarak, kullanabilecek yöntemleri ve araçları kullanarak kurumsal ağ ve sistemlere sızmaya çalışmak kurumların mevcut güvenlik seviyesine bir saldırganın gözüyle bakmamıza imkan veriyor.



Thursday, December 4, 2014

Verizon Bilgi Güvenliği Olayları Raporu

Amerikalı telekomünikasyon firması Verizon her sene “Verizon Data Breach Report” adlı bir çalışma yayınlar ve bilgi güvenliği konusunda bir önceki senenin kapsamlı bir analizini yapar.

“Verizon 2014 Data Breach Investigations Report” (DBIR) adıyla yayınlanan rapor dünya genelinde 95 ülke, 50 kuruluş, 63.000’den fazla bilgi güvenliği ihlali ve 1.300’den fazla teyit edilmiş veri sızdırma olayını ele almıştır.

Otelcilik, tarım, inşaat, eğitim, sağlık kuruluşları, kamu kurumları, lojistik şirketleri hatta madencilik firmalarını da kapsayan bu araştırma sonuçları bize dünya genelinde bilgi güvenliği seviyesi hakkında bilgi verdiği için, genel kültür amacıyla da olsa gözden geçirilmesinde fayda var.




DBIR bu sene, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 95 farklı ülkeden güvenlik olaylarını ele almış ve bu sayede dünyanın coğrafi bölgelerinin tümünü kapsar hale gelmiştir.

Toplamda 63.437 olayın ele alındığı raporda 1.367 vakada veri kaybı yaşanmıştır.

Bu senenin raporu aynı zamanda son 10 yıla ilişkin siber saldırı trendlerini de içermektedir.  Bu saldırı trendlerinin raporu oluşturan kurumla veri paylaşan şirketlerin paylaştığı verilerden derlendiğini hatırlamakta fayda var. Bu nedenle genel trend verilerinde bazı “anlamsız” sapmalar görülebildiği için raporun genel “trendler” kısmı ana çok bilimsel gelmiyor. Örneğin aşağıdaki grafikte 2012 yılında görülen ani düşüş perakende sektörüne ilişkin verilerin eksikliğinden kaynaklanmaktadır.

Aşağıdaki grafikte veri kaybına neden olan olayların saldırgan türlerine göre dağılımını görüyoruz.  Saldırganlar temelde “Internal” (iç saldırgan), “Partner” (iş yapılan ortak) ve “External” (dış saldırgan) olmak üzere 3 türe ayrılmıştır.


 Resim 1: Saldırgan türlerinin dağılımı

  
Görüldüğü üzere 2006-2008 yıllarına kadar birbirine yakın olan saldırgan türlerinin dağılımı, özellikle 2009 yılından sonra “dış saldırgan” sayısında ciddi bir artış göstermektedir. Söylediğim gibi 2012 yılındaki düşüşü anlamlandırmamız yanlış olur.

Benzer şekilde aşağıdaki grafikte casusluk amacıyla yapılan saldırıların oranının artıyorken maddi beklentiyle gerçekleştirilen saldırıların sayısında gözlemlenen düşüş, casusluk saldırılarıyla ilgilenen firmalardan gelen verilerin sayısının artmasından kaynaklanmaktadır. Casusluk olaylarının daha fazla ele alınması genel saldırı türleri içerisindeki oranları hakkında bize bilgi vermeyecektir.

Resim 2: Saldırganların amaçlarının yüzdesel dağılımı

Görüldüğü üzere casusluk amacıyla yaşanan olayların oranı artarken maddi kazanç amaçlayan saldırganların sayısında bir azalma görüyoruz. Bu trendin nedeni rapora kaynak olan verilerin alındığı firmaların uzmanlık alanıdır, dikkatli şekilde ele almamız gereken bir sonuçtur.

Raporun yoruma açık ve toplanan verileri sağlayan firmaların satmaya çalıştıkları ürünlerden bağımsız olarak, biraz daha “bilimsel” olan kısımda ise değerli sonuçlar var.

Saldırganlar neyin peşinde?

Resim 3: Hedef cihaza göre saldırıların dağılımı

Görüldüğü gibi sunucular (server) saldırılara en çok hedef olan cihazlardır. Verilerimizi ve uygulamalarımızı bunlarda tuttuğumuz için saldırganların bu sistemleri hedef almaları şaşırtıcı değildir. Kullanıcı cihazlarını (“User Devices” - istemciler) hedef alan saldırılar ikinci sırada gelmektedir.

Güvenlik seviyemiz artıyor mu?
Aşağıdaki resimde saldırganların gün veya daha kısa sürede sistemi ele geçirdikleri saldırıların oranını (kırmızı çizgi) görüyoruz. Bu grafikteki artış saldırganların sistemi ele geçirmek için giderek daha az zamana ihtiyaç duyduklarını göstermektedir. Mavi çizgi ise gün veya daha kısa zaman biriminde tespit edilen olayları göstermektedir.

Resim 4: Saldırganların artan kabiliyetleri net bir biçimde görülüyor

Rapora konu olan 63.000’den fazla güvenlik ihlalinin aslında 9 ana saldırı grubuna giriyor olması bize saldırganların tercih ettikleri ve bize saldırırken (rapor iyi güzel ama derdimiz kendi ağımız korumak) kullanmaları muhtemel yöntemleri göstermektedir.

Raporun genelinde olduğu gibi “siber casusluk” başlığının dikkatli ele alınması gerektiğini tekrar hatırlatmak istiyorum. Veri kaybına neden olan saldırıların aşağıdaki dağılımlarına bakınca bizden veri çalmaya çalışacak kişilerin büyük ihtimalle web uygulamalarımızı hedef alacağını söyleyebiliriz.



 Resim 5: Veri kaybına yol açan saldırıların dağılımı

Yukarıdaki grafik bize veri kaybının yaşandığı 1.300 civarındaki olayın dağılımını vermektedir. Rapora konu 63.000 civarında güvenlik ihlalinin genel dağılımına bakacak olursak tablo değişmektedir.

Resim 5: Güvenlik olaylarının türüne göre dağılımı

Bu tabloya baktığımızda ise güvenlik ihlaline karşı önlem almamız gereken noktalar değişmektedir. Güvende olmak için kullanıcılarımızı eğitmemiz, zararlı yazılımlara ve konfigürasyon hatalarına karşı süreçler oluşturmamız ve hırsızlıklara karşı önlem almamız gerektiğini görüyoruz.

Rapor yukarıdaki saldırı vektörlerinin biraz daha detaylı olarak ele alınmasıyla devam ediyor.

SANS Enstitüsü tarafından belirlenen “kritik güvenlik kontrollerinin” aslında rapora konu olan 9 ana saldırı türünü de adreslediğini görüyoruz. Her fırsatta hatırlatmaya çalıştığım bilgi güvenliği hijyen kuralları, burada da bizi büyük dertlerden kurtaracaktır.

Özellikle üzerinde durmamız gereken kritik güvenlik kontrolleri şunlardır;

Yazılım envanterimizi tutmak: Zararlı yazılımları ve APT olarak da adlandırabileceğimiz “siber casusluk” olaylarını engellemek için.

Standart konfigürasyonlarımızın olması: Web uygulamalarını hedef alacak saldırıların uygulama platformlarında bir açık bulmalarını önlemek için.

Güvenli geliştirme alışkanlıkları: Uygulamayı geliştirirken güvenliği göz önünde bulundurmak daha sonra ortaya çıkabilecek güvenlik açıklıklarını engeller.

Düzenli yedek alma: Fiziksel kayıpları engellemek için.
Admin haklarının kısıtlanması: Admin yetkilerinin kısıtlanması bizi içeriden gelebilecek (personel veya dış saldırganın personel kaynaklarını kullanması) saldırılara karşı korur.

Kademeli güvenlik yaklaşımı: Doğru tasarlanmış ve kurulmuş bir kademeli güvenlik sistemi bizi bu raporda ele alınan saldırılara ve daha gelişmiş (ölüm zinciri, vb.) saldırılara karşı da korur.

Veri Sızdırma Engelleme: İyi çalışan bir DLP (Data Loss Prevention) çözümü saldırganların dışarıya veri sızdırmasını zorlaştıracak ve büyük ölçüde engelleyecektir.

Bunların dışında ağımız üzerinde olup biteni yakından takip etmemizi sağlayacak bir izleme sisteminin kurulması ve işletilmesi güvenlik ihlallerini zamanında tespit etmemizi sağlayacaktır. 
VLAN ayrımlarının, güncellemelerin ve yamaların zamanında yapıldığı süreçlerin oturmuş olması da “güvenlik hijyeninin” önemli bir parçasıdır.


Son olarak bir SOME (“Siber Olaylara Müdahale Ekibi”) kurulması bize olaylara zamanında ve doğru müdahale etme becerisini kazandıracak ve yaşadığımız olaylardan ders çıkartıp savunmamızı güncelleme imkanı verecektir.


MITRE ATT&CK Gerçek Hayatta Ne İşimize Yarar?

  Rusya kaynaklı siber saldırılar webinarı sırasında üzerinde durduğum önemli bir çalışma vardı. MITRE ATT&CK matrisini ele alıp hangi...