Showing posts with label bilgi işlem. Show all posts
Showing posts with label bilgi işlem. Show all posts

Thursday, August 20, 2015

Siber Ajan Olsam...


 FBI’ın “siber ajan” adıyla yeni nesil ajanlar alacağının haberleri çıktı. Bu ajanların, siber uzayda araştırma/soruşturma gibi faaliyetleri yürüterek, FBI’yı 2015 yılının gerçeklerine biraz daha yaklaştırmayı hedefledikleri ortada.

Ben Ajanken (temsili)

Bu haber üzerine biraz düşündüm ve fantezi olarak “siber ajan olsam...” dedim kendi kendime, “...bunları yapardım” diyerek başladım, iş biraz büyüdü ve “siber istihbarat ajansı kursam...” boyutuna vardı. Buyursunlar efendim; 2015 yılında “Siber MİT” veya “Siber İstihbarat Teşkilatı” (SİT) kuracaklara naçizane önerilerim.

Siber uzayı hava, kara, deniz ve uzaydan sonra beşinci savaş alanı olarak tanımlayanlar var, bana kalırsa da beşinci savaş alanı ama, kişisel görüşüm, dördüncü savaş alanının uzay değil, ekonomi olduğu yönündedir. Siber istihbarat işi yapacaksak, öncelikle düşman unsurları tespit edip, takip edip ve gerektiğinde müdahale edecek yeteneklere sahip olmalıyız. İsrail istihbarat birimleri konusunda biraz araştırma yapmış olanlar tanıdık bazı noktalara rastlayabilirler, tabii ki tesadüf değil. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek olmadığını düşündüğüm için, bu konuda iyi örnekler arasında gösterilen İsrail’in istihbarat yapısından bazı öğeleri yorumladım.

Çatı birim
Siber uzayda her saniye bir gelişme oluyor, bunların arasından önemli ve raporlanması gerekenleri derleyecek ve “SİT” dışındaki paydaşlara bu bilgileri iletecek, bir çeşit arayüz görevi görecek birim.
Saldırılar, duyumlar, gelişmeler, yeni çıkan zafiyetler, siber casusluk ve açık kaynak istihbarat faaliyetleri sonucunda elde edilen bilgiler, önem ve yetki seviyesine göre diğer istihbarat birimleri, bakanlıklar ve özel şirketlerle paylaşılır. Özel şirketlere iletilecek bilgiler uluslararası alanda rekabetçi güçlerini arttıracak nitelikte olacaktır.

Çatı Birimi altındaki yapı çeşitli görevleri yürütecek şekilde bölünecek, ana konular;
  • -       Açık kaynak istihbarat birimi
  • -       Sızma ve siber saldırılar birimi
  • -       İç eğitimler birimi
  • -       Zafiyet tespiti ve istismar geliştirme birimi
  • -       Operasyon güvenliği birimi
  • -       Sinyal ve görüntü işleme birimi
  • -       Donanım birimi
  • -       Saldırı tespit birimi


Birimlerin işlerine kısaca ele alalım

Açık Kaynak İstihbarat Birimi
İnternete açık kaynakları kullanarak bilgi toplayacak birimin amacı iz bırakmadan ve “saldırgan” olarak yorumlanabilecek davranışlarda bulunmadan (port taraması, zafiyet taraması vs. yapmadan) bilgi toplamaktır. Sosyal medya üzerinden derlenecek bilgiler de bu birim tarafından anlamlandırılacaktır. Google aramasıyla ne bulunur ki? demeyin, aşağıda basit bir örnek verdim. Bir ödeme sistemi altyapısının kullanıcı kılavuzuna sadece arama motoru ile ulaştım, gördüğünüz gibi, hem “gizli” hem de “izinsiz dağıtılamaz” ibareleri var.


 Sızma ve Siber Saldırı Birimi
“Devletin Hackerları” burada çalışacak. Bu birimin amacı sıkça duyduğumuz APT (Advanced Persistent Threat – Gelişmiş Sürekli Tehdit) saldırılarını planlamak ve düzenlemek olmalı. “Dost” olarak niteleyemeyeceğimiz ülkelerin iletişim altyapılarından ve kamu kurumlarından düzenli olarak bilgi sızdıracak ve gerektiğinde sabotaj eylemi yapabilecek şekilde “sürekli saldırı” yaklaşımı ile çalışmalıdır.

İç Eğitimler Birimi
“Eğitim Şart”. Diğer birimlerin bilgi ve teknoloji olarak güncel olmasını sağlamak ve “Zafiyet Tespit ve İstismar Geliştirme Birimi” tarafından oluşturulan saldırı senaryolarının kullanılmasını sağlamak amacıyla sürekli eğitim verecek birimdir.

Zafiyet Tespit ve İstismar Geliştirme Birimi
Saldırı Biriminin işini anti-virüs yazılımlarına yakalanmadan ve devamlı olarak yapabilmesi için sıfır gün (0-day) açıklarını tespit edip, bunlardan faydalanabilecek istismar kodlarını geliştirecek birim.

Operasyon Güvenliği Birimi
Amerikalıların “OPSEC” (Operations Security) olarak adlandırdığı görevleri üstlenecek birim. Düşman unsurların “SİT” hakkında elde edebilecekleri bilgileri derleyen ve bunlardan nasıl faydalanabileceklerini düşünen birim. Siber istihbarat yapısının görünmez kalması önemlidir.

Sinyal ve Görüntü İşleme Birimi
Telsiz, radyo veya radar gibi internet dışında kalan iletişim kanallarının takip edilip buradan bilgi toplanmasının yanında diğer birimlerce elde edilen görüntülerde metadata veya gölge/yansıma gibi konularda analizler yaparak bunlardan bilgi çıkartacak birimdir.

Donanım Birimi
Donanımsal Truva atları veya ortam dinleme dronelarından telefonlarının içine Semtex veya PVV-5A yerleştirmeye kadar geniş bir yelpazedeki işlerde donanım “hacking” becerilerine sahip bir ekibe ihtiyaç olacak.

Saldırı Tespit Birimi
SİT kurulduktan sonra sürekli saldırı altında olmayacağını düşünmek saflık olur. Bu  nedenle genel yapının ve birimler arasındaki iletişimin güvenliğini sağlamak amacıyla bir Birim kurulması da gerekecek.

FBI tarafından verilen ilanda temel kriterler dışında pek bilgi yok ama önemli bir cümle var: “Temel değişmiyor: ‘Kötü adamları/kişiyi/kurumu/örgütü engellemek’”
Siber istihbarat konusunun sadece devletleri ilgilendirdiğini düşünmek yanlış olur. 2015 yılında, iş süreçlerimizin internete ve teknolojiye giderek daha bağlı hale gelmesi nedeniyle kuruluşlar da kendi “siber cephelerinde” savaşmak zorunda kalıyor.

KOBİ Siber İstihbarat Teşkilatı

Kabul ediyorum, yukarıda tarif ettiğim kadar geniş bir yapı olmayacak ama bugün KOBİ’lerden Bankalara, Bakanlıklardan Derneklere, internet üzerinde hizmet veya mal alan veya satan her kuruluşun temel düzeyde bir “istihbarat” becerisine sahip olması gerekmektedir.

Bu kapsamda ihtiyaç duyulacak becerilerden bazıları şunlardır;
Siber Olay Tespit Kabiliyeti: Belli aralıklarla yayınlanan araştırma sonuçları hala olay tespitinde yeterince hızlı davranamadığımızı gösteriyor. Ağınızda birilerinin varlığını tespit etmek veya veritabanınızın sızdırıldığını fark etmek  ve bunlarla ilgili zamanında ve doğru süreçler işletebilmek önemli. Bu nedenle saldırıları ve olayları tespit edecek bir yapı kurulmalıdır.

Zafiyet taraması: Açık kaynaklı veya ticari olarak satılan zafiyet tarama araçlarını kullanarak belirli aralıklarla sistem ve ağınızı zafiyetlere karşı taramak, en azından basit, saldırılara karşı tedbir almanıza imkan verir.

Pasif zafiyet taraması: Kuruluş envanterinizde bulunan donanım ve yazılımlarla ilgili yayınlanan zafiyetleri takip edip, bunlar için gerekli tedbirleri almak önemlidir. Çoğu saldırının zafiyetler yayınlandıktan sonra ile güncellemenin yapılması arasında geçen sürede en etkili olduğunu düşünürsek bu çalışma risk seviyenizi düzenli olarak belli bir seviyenin altında tutmanızı sağlar.


Komşularla ilişkiler: İstenmeyen e-postaların hangi IP bloğundan geldiği, web sunucusunu paylaştığınız diğer şirketlerden birinin sayfasının hacklenip hacklenmediği, mail adreslerinizin karalistelerden birine girip girmediği gibi temel göstergeleri takip ederek siberuzayda sizi ilgilendiren gelişmeleri takip etmekte fayda var.

Monday, August 17, 2015

Robotların yarattığı tehlike


Mert Özkan Özcan’a fikir ve destek için teşekkür ederim

 Tehlikeli robot (temsili)

Robotların dünyayı ele geçirdiği “korkunçlu” senaryolardan birisini kastetmiyorum. Google ve benzeri arama motorları tarafından kayıtlara alınmasını istemediğimiz sayfaları yazdığımız ve kısaca aşağıdaki benzer bir tablo oluşturan robots.txt sayfasını kastediyorum.

Göreceğiniz gibi arama motorlarına açıkça “bu sayfalara bakma” demek için kullandığımız bu sayfalar, saldırganlar için bir bilgi madeni olabilir. 2015 yılı itibariyle “gizleyerek güvenlik” (security through obscurity – korumaya çalıştığımız şeyleri saldırganlardan gizleyerek bir savunma hattı oluşturma fikri) yaklaşımından hızla çıkmamız gerekiyor. Binlerce belki de yüzbinlerce arama motorunun ve “örümceğin” sürekli gezdiği ve endekslediğin bir yer olan internete koyduğunuz hiç bir şeyi gizlemeniz mümkün değildir.


Sadece robots.txt dosyasına bakarak saldırganların ulaşabileceği bilgilere birkaç basit örneği aşağıda derledim.

Örnek 1: Yetkili kullanıcı girişi tespiti
Aşağıdaki örnekte, web sayfasının yetkili kullanıcı girişinin robots.txt dosyasına yazıldığını görüyoruz. 

kurum.gov.tr/administrator adresini ziyaret ettiğimizde ise aşağıdaki sayfayı görüyoruz. 


Bu sayfaya bakarak kurumun Joomla içerik yönetimi sistemini kullandığı konusunda bir tahmin yürütmemiz mümkün olabilir. Giriş ekranlarını atlatmaya yönelik teknikler bu sayfa üzerinde denenebilir ve zayıf parola kullanımı, fabrika ayarlı kullanıcı/parola eşleşmesi, kaba kuvvet giriş denemesi, vb. herhangi birinin başarılı olması durumunda saldırgan hedef web sayfasını değiştirebilecek hale gelebilir. 

Örnek 2: Hedef sistem tespiti
Aşağıdaki örnekte robots.txt dosyasında "/log/" adresini görüyoruz. 

Bu adresi ziyaret ederek, kullanılan sistem tarafından yayınlanan özelleştirilmiş bir hata ekranına ulaşıyoruz.


Örnek 3: Güvenlik tedbiri ifşası
Bir başka kurumunun web sayfasındaki robots.txt dosyası aşağıdaki gibidir;
Bu dosyadaki adresleri ziyaret ederek aşağıdaki bilgilere rastlıyoruz;
Web sunucusu dizin yapısı ve sunucu bilgisi ifşası.

Talebin "filtreleme modülü" tarafından engellendiğini belirten uyarı mesajı.
Bu örnekte de karşımıza yetkili kullanıcı girişi ekranı çıkmaktadır. Bu seferki içerik yönetim sisteminin özel olarak geliştirilmiş olması ve geliştiren firmanın da bilgilerinin ekranda bulunması bu yapının ticari veya yaygın olarak kullanılan içerik yönetim sistemlerine göre daha az güvenli olabileceğini düşündürüyor. 

Örnek 4: Kullanıcı bilgileri ve kullanım alışkanlıkları ifşası
Güvenlik ve yazılım konularında yazılar yazan ve kendini geliştiren, çok takdir ettiğim bir arkadaşımın sitesinde ise robots.txt dosyasında, pek çok şey arasında, "/statistics.html" adresini görüyoruz. 

Bu adresi ziyaret ettiğimizde ise sitenin yetkili kullanıcısının bilgilerini, yazdığı yazı sayısını ve siteye en son ne zaman giriş yaptığı gibi saldırgan için önemli olabilecek bilgilere ulaşabiliyoruz








Thursday, August 13, 2015

Sosyal Medya'da Aldatılıyor Musunuz?

Her zamanki gibi…
O: Ne iş yapıyorsun?
Ben: “Hacker’ım”
O: (şüpheci) “Hacker?”
Ben: Şirketlerin siber güvenlik seviyelerini arttırmalarını sağlamak için hackerlar tarafından kullanılan araç ve teknikleri kullanarak sistemlerine sızıp, nasıl sızdığımı raporlayarak önlem almalarını sağlıyorum”
O: (benim son cümlemi zerre dinlemediği belli olurken) benim de bir arkadaşın Facebook’u…
O “arkadaş” çoğu zaman karşı cinsten olup, süren veya yakın zamanda bitmiş bir gönül ilişkisinin diğer paydaşı oluyor. Buna benzer talepler mail yoluyla doğrudan da geliyor “Hocam merhaba, eski erkek/kız arkadaşımın maili/Facebook’u…”




Taleplerin yasadışı olmasına karşılık insanların “aldatılıyor muyum?” sorusunu kendilerine sorması da gayet doğaldır. Bu nedenle, şimdiye kadar incelediğim bazı vakalardan yola çıkarak aşağıdaki ipuçlarını derledim.
Sosyal medya üzerinden yaşanan ilişkilerin önemli bir kısmının “gerçek” hayata yansımadığını görüyoruz. İnsanların bu ortamda daha rahat davranmalarının ise bazı bilimsek nedenleri var:

E-posta gibi değil
E-posta mesajlarını yazarsınız… gönderirsiniz… karşı taraf okur… cevap verir… sonuçta bu, ideal bir sohbet ortamından çok uzaktır. Ancak sosyal medya platformlarının sunduğu anında mesajlaşma ortamları yazışmaların gerçek zamanlı olarak ve karşılıklı yapılmasına imkan veriyor. Bu sayede, örneğin e-posta yazışmalarında, mesajlar arasında geçen sürede, duygular etkilerini ve yoğunluklarını kaybederken, anında mesajlaşma duyguların gerçek iletişimlerde olduğu gibi yaşanmasına imkan veriyor. Birlikte güldüğünüz, birlikte üzüldüğünüz algısı anında mesajlaşma ile kurulan iletişim sırasında duyguların ortaya çıkmasına ve “yaşamasına” imkan veriyor.

Parmaklarınızın ucunda
Muhasebe bölümündeki hoş kızı/çocuğu düşünün. Gerçek hayatta flörtle uzaktan yakından alakası olan bir ortamın oluşması için kahve molasında, öğle tatilinde veya iş dışında, üstelik belli bir süre birlikte olmanız gerekecekti. Sosyal medya sayesindeyse gerek kedi videosuna yorum yaparak, gerek doğum gününü kutlayarak sürekli iletişim halinde kalabilirsiniz.

Klavye kahramanlığı
Gerçek hayatta birinin gözlerinin içine bakarak söyleyemeyeceğiniz kadar “cesurca”, hatta “ayıp” şeyleri klavye ve ekranın arkasında olmanın verdiği güven hissi sayesinde çekinmeden yazabiliyoruz.

Masum olduğunuz yanılgısı 
Sanal olması, gerçek hayatta bir yansıması olmaması sosyal medya üzerinden yaşanan ilişkilerin zararsız olduğu hissine kapılmamıza neden olabiliyor. Bu nedenle bazı sosyal medya “arkadaşlıklarını” aldatma olarak görmüyor ve devam ettiriyoruz.

Gizlilik yanılgısı
İki kişi arasındaki bir Facebook mesajının gizli olduğu varsayımı ile mesajlarımızı kimsenin göremeyeceğini varsayıyoruz. Hacker olarak çalıştığım yılların bana öğrettiği bir şey varsa o da, söz konusu internet olduğunda, gizliliğin sadece bir hayal olduğudur.

Tehlikeli bölgede olduğunuzu nasıl anlarsınız? (veya eşiniz sizi sosyal medya üzerinden aldatıyor mu?)
Yukarıda ele aldığımız nedenlerle ve insan psikolojisinin doğal bir sonucu olarak kendinizi bir sosyal medya ilişkisinin içinde bulabilirsiniz. Aşağıdaki maddeler sizin böyle bir ilişki içerisinde bulunup bulunmadığınızı anlamanızı sağlayacaktır. Bu maddeler aynı zamanda eş veya sevgilinizin de sosyal medya üzerinde bir ilişki yaşaması halinde gözlemlenebilecek davranışlardır. Bu noktada önemli bir uyarı yapma ihtiyacı duyuyorum, bu maddelerden birinin veya birkaçının size veya eşinize uyması KESİNLİKLE aldattığınız veya aldatıldığınız anlamına gelmez, aklımızı kullanalım, sakin olalım.
  1. Bu kişiyi eklerken içiniz rahat değildi 
    Tamam, tanıyorsunuz ama iş/okul dışında da ortak bir noktanız yok gibi. Arkadaşlık isteğini “ayıp olmasın” diye kabul etmek zorunda kaldınız. Hayal kurmayın, bu tedirginlik içgüdülerinizin “size asılacak” demesidir.
  2. Mesajlarınızı kontrol etmek bir dürtü haline geldi
    “Acaba bir şey yazdı mı?” sorusu sürekli aklınızda ve siz fark etmeden bile eliniz telefona gidiyor ve mesajlarınızı kontrol ediyorsunuz.
  3. Bilgisayarın başından kalkmak veya telefonunuzu elinizden bırakmak zorlaştı
    Mesaj programının önünüzde açık olmadığı dakikalar size saat gibi gelmeye başladı. Telefon adeta elinizin bir uzantısı halini aldı. Evet, siz bu sosyal “arkadaşınıza” bir sosyal “arkadaşın” başka bir sosyal “arkadaşa” vermesi gerekenden çok daha fazla değer veriyorsunuz demektir.
  4. Eşiniz/sevgiliniz odaya girdiğinde boş masaüstüne bakıyorsunuz
    İtiraf vakti; yaklaştığını duydunuz ve tam odaya girmeden mesajları yazdığınız ekranı kapattınız. Karşınızda ya boş masaüstü kaldı, ya da alt tarafta açık olduğunu bile unuttuğunuz bir sayfanın en anlamsız bölümü.
  5. Sosyal medya “arkadaşınıza” eşinize karşı olduğunuzdan çok daha açıksınız, daha çok konuda ve size daha anlamlı gelen paylaşımlarınız var
    Müdürünüzle konuştuklarınızı, trafiği, arkadaşlarınızla aranızda geçenleri eşinizden/sevgilinizden önce sosyal medya “arkadaşınıza” anlatıyorsunuz. Öyle ki, bazı günler aynı şeyi ikinci kez anlatamayacak kadar yorgun olduğunuz veya içinizden gelmediği için eşiniz/sevgilinizle paylaşmıyorsunuz bile.
  6. Telefonunuzun tuş kilidini açmak matematik problemi çözmekten daha zor
    Tuvaletteyken, yemek yaparken veya uyurken bir şekilde telefonunuzun “ortada kalması” halinde eşinizin okumasını istemediğiniz mesajların da yoğunluğuna bağlı olarak parolanızı veya kilit şeklinizi değiştirdiniz/zorlaştırdınız.
  7. Yüz yüze görüşme fikri size sıcak gelmeye başladı
    Sadece yazmak size yetmemeye başladı, gerçek hayatta görüşmek ve paylaşımlarınızı orada da sürdürmek istiyorsunuz. Kendinize bile itiraf edemeseniz de; sosyal medya “arkadaşınızı” resmen özlüyorsunuz.
  8. Sosyal medya “arkadaşınızın” sizinle yazışmadığı zamanlarda neler yaptığını düşünmeye başladınız
    Lisedeki gibi; kendinize “acaba şimdi ne yapıyor?”, “acaba o da beni düşünüyor mudur?” benzeri naif sorular sormaya başladınız. Dalgınsınız, eşinizin/sevgilinizin söylediklerinin yarısını dinliyorsunuz, aklınızın bir köşesinde hep sosyal medya “arkadaşınız” var.
  9. Sosyal medya “arkadaşınızla” diğer arkadaşlarınızla veya ailenizle geçirdiğinizden daha fazla süre geçirmeye başladınız
    Akşam yemeğinizi yediniz normalde televizyon seyredecekken elinize telefonunuzu alıp “arkadaşınızla” yazışmaya başladınız. İştekilerle öğle yemeğine gittiniz, onlarla sohbet etmek yerine telefonunuz elinizde “arkadaşınızla” yazışıyorsunuz. Evet, fiziksel olarak aileniz veya arkadaşlarınızla olabilirsiniz ama zamanınızı onlarla değil, “arkadaşınızla” geçiriyorsunuz.
  10. Siz veya “arkadaşınız” birbirinize karşı olan duygularınızı açıkça yazmaya başladınız
    “Seni seviyorum” da yazılmış olabilir, “biliyor musun seninle aynı katta çalışırken sana hayrandım” gibi daha masum ve kaçış planı hazır (örn. ama şimdi Deniz’le çok mutluyum, o benim herşeyim, önümüzdeki ay Paris’te evleniyoruz) bir cümle de. Hangisi olursa olsun, duygular artık açıkça yazılmaya başlandı.
  11. Sosyal medya arkadaşınız size eşiniz veya sevgilinizden daha çekici gelmeye başladı
    Gerçekten açıklamaya gerek var mı?
  12. İkinizden biri “sence de çok hızlı gitmiyor muyuz?”, “daha önce böyle bir şey yapmamıştım”, “bu yazdıklarıma ben bile inanamıyorum”, “anlatsam inanmazlar”, “sanki bunları yazan başkası” gibi cümleler kuruyorsanız
    Evet, bunları yazan siz değilsiniz, sağduyunuz. İçgüdüsel olarak bir şeylerin ters gittiğinin farkındasınız ve karşı taraftan vicdanınızı rahatlatacak şeyler duymaya ihtiyacınız var. Bu cümlelerin ayrıca karşı tarafın kendini özel hissetmesini sağlarken sizin de olası bir kaçış planınızın temelini oluşturma gibi işimize çok yarayan özelliklerinin olduğunu hepimiz biliyoruz.


Kurumsal Kaynak Planlama Yazılımı (ERP) güvenliği

İş hayatına ilk başladığım yıllarda ERP çok moda bir kelimeydi. Şirketler kurumsal kaynak planlama yazılımlarına yatırım yapıyor, fabrikalardaki süreçler bunlara aktarılıyor ve patronlar oturdukları yerden üretimi, satışları ve finansal durumu “anında” görüyorlardı. “Anında” diyorum çünkü bu şimdiki haliyle “anında” kavramından ziyade Müdürlerden birinin “kimse işlem yapmasın rapor çalıştıracağım” diye yaptığı bir uyarının ardından geçen 1-2 saatlik zaman dilimiydi.



Bugün geldiğimiz noktada “patron” durumu gerçekten anında görebiliyor. ERP yazılımlarının güvenliği ise, o yıllarda kimsenin umurunda olmayan bir konuyken, bugün güvenlik alanında çalışanların ciddi kafa yormasına neden olmaktadır.
ERP güvenliği neden zor?
Bütün yazılımlarda bulunan güvenlik zafiyetlerine ek olarak ERP yazılımlarının güvenlik açısından daha da zor bir konu haline gelmesine neden olan birkaç önemli nokta vardır;
  1. ERP yazılımların karmaşık yapıları vardır
  2. ERP yazılımları dış dünyadan yalıtılmıştır
  3. Ağ katmanından uygulama katmanına kadar pek çok zafiyetten etkilenirler
  4. Ya hiç ya da çok seyrek güncellenirler
KDBA 12 cilt tekmili birden 
Buna karşılık KDBA (Kulaktan Dolma Bilgiler Ansiklopedisi) kaynaklı bazı argümanlar ağ/sistem yöneticilerinin bir kısmının bu güvenlik sorunlarını görmezden gelmelerine neden olmaktadır.
  1. Dış dünyayla bağlantısı olmadığı için ERP internet kaynaklı saldırılardan etkilenmez
  2. ERP üreticisi firma güvenliği zaten sağlar
  3. Kimse bize özel yazılmış bir modülde zafiyet aramakla uğraşmaz
  4. Her kullanıcın yapabilecekleri zaten sınırlı
KDBA Cilt 1: Dış dünyayla bağlantısı yok
Kötü haberi hemen vereyim, aslında var. ERP yazılımınız doğrudan internete veya VPN ile başka bir ofise/fabrikaya bağlı olmayabilir, ama yazılımı kullandığınız ağ internete bağlı. 2015 yılında “o internete bağlı” değil demek, son derece özel bir kullanım şekliniz yoksa (örn: bütün sistem hiç bir yere bağlı olmayan tek bir bilgisayar üzerinde çalışmıyorsa) büyük ihtimalle ucundan/kıyısından internete bağlısınız. Bu durumda saldırganların ERP yazılımınıza giden bir yol bulması ve bunu kullanarak bu yazılımınızı hedef almaları pekala mümkün olacaktır.
Gelişen iş yapış biçimleri nedeniyle bazı durumlarda uygulamanın doğrudan internete açılması da gerekebilir. Bu durumda ERP yazılımı, internet uygulamalarına karşı gördüğümüz saldırıların tamamından etkilenecektir. İnternet üzerinden erişilebilir durumda olan bir ERP yazılımının kullanıcılarının sosyal mühendislik saldırılarının hedefi olacağını da burada belirtmekte fayda var.
KDBA Cilt 2: ERP Üreticisi firma güvenliği zaten sağlar
Kötü haber var, daha kötü haber var. Kötü haber; hayır ERP üreticisi güvenliği sağlamıyor. Daha kötü haber; çoğu lisans anlaşmasında ERP üreticisi firmanın böyle bir sorumluluğu da yok. Peki bu ERP yazılımı üreten firmanın bize istediğini satabileceği anlamına mı geliyor?
Tabii ki hayır. Yazılım üreticileri teknik aksaklıklar, yazılım ve mimari hataları düzeltmek ve bunlara karşı tedbir almak için çok sıkı çalışıyorlar zaten.
Ancak bunların dışında kalan aşağıdaki konular büyük ölçüde ERP yazılımını kullananların sorumluluğundadır:
  • Kurulum sırasında yapılan mimari hatalar
  • Fabrika ayarlarında bırakılan konfigürasyonlar / konfigürasyon hataları
  • Kullanıcı hataları
  • Yama ve güncellemelerin yapılması
  • Eksik/yanlış politika ve süreçler
Kısaca ERP yazılımını üreten firma size güvenli bir yazılım teslim etse bile kurulum, konfigürasyon ve kullanım sırasında yapılabilecek hatalar güvenlik zafiyetlerine neden olabilir.
KDBA Cilt 3: Kimse bize özel yazılmış bir modülde zafiyet aramakla uğraşmaz
Öyle ya Windows işletim sisteminde bir zafiyet bulup şan, şöhret ve para kazanmak dururken kim bizim ABAP’ta haftalarca uğraşıp zar zor yazdığımız bu modülle uğraşsın? İşin gerçeği bir saldırganın kendi kullanımınız için geliştirdiğiniz bir modülde zafiyet bulması Windows gibi bir sistemde zafiyet bulmasından çok daha kolaydır. ERP yazılımlarının da kurumsal bütçeye yakın uygulamalar olmaları (dolayısıyla para çalmak isteyen bir saldırgan için cazip bir hedef) bu uğraşı haklı çıkartacaktır. Önceki iki varsayımın sonucu olarak çoğu ERP yazılımı ve modülü günümüz saldırganları tarafından kullanılan tekniklere karşı oldukça savunmasızdır. Windows, MAC OS, Linux, iOS gibi yaygın işletim sistemleri üzerinde binlerce kişi her gün zafiyetler ararken bu taramadan hiç geçmemiş, dolayısıyla hiç bir açığı tespit edilip kapatılmamış modülünüz büyük ihtimalle saldırgan karşısında fazla dayanamayacaktır.
KDBA Cilt 4: Her kullanıcın yapabilecekleri zaten sınırlı
Görevler ayrılığı ilkesi gereği her kullanıcının yetkilerini özel olarak ayarlamış olabilirsiniz. Bu zaten yapılması gereken birşey ve, ne yazık ki, tek başına bir güvenlik tedbiri sayılamaz. OWASP tarafından yayınlanan Kurumsal uygulama güvenlik zafiyetleri Top 10 listesi (OWASP Enterprise Application Security Project) tarafından ortaya konulan en yaygın olarak görülen güvenlik zafiyetleri listesinde kullanıcı hakları yönetiminden kaynaklı zafiyetler ancak üçüncü sırada yer almaktadır. Yama ve güncellemelerin yapılmaması ve fabrika çıkışı (default) parola kullanımı çok daha büyük sorunlardır.
ERP güvenliğinin zorlukları
Başta söylediğim gibi ERP yazılımları karmaşık yapılar üzerine kuruludur ve karmaşık olan herşeyin güvenliğinin sağlanması zordur. ERP güvenliği için yapılabilecek 5 basit şey sıralamak gerekirse aşağıdaki liste bize bir ölçüde yol gösterecektir.
1. Güvenli bir ERP yazılımı bulmak: Çoğu üreticinin yazılımları nispeten güvenlidir. Size özel gelişitirilen veya sizden başka çok az kullanıcısı olan yazılımlarının güvenliği konusunda endişeleriniz varsa yazılımı almadan önce tarafsız bir şirketten yazılım güvenliğine ve performansına ilişkin testlerin yapılmasını ve bulunan zafiyetlerin giderilmesini talep edebilirsiniz.
2. Güvenli bir kurulum yapmak
Yazılımın kurulacak ağ mimarisinin güvenli olması, yazılımın çalışacağı sunucuların işletim sistemlerinin güvenliği, fabrika çıkışı kullanıcı adları ve parolaların değiştirilmesi, üretici tarafından sunulan ek güvenlik seçenekleri/modülleri varsa bunların devreye alınması gibi konular titizlikle ele alınmalıdır.
3. Yazılımı yönetenlerin eğitimini sağlamak
ERP yazılımı üzerinde hangi değişikliklerin nasıl yapılacağının belirlenmesi, hangi kullanıcıların hangi yetkilerle bu yazılıma erişebileceği, uzaktan erişim şartlarının ne olduğu, kullanıcı davranışlarının ve veri tabanı hareketlerinin nasıl izleneceği gibi konular ele alınmalıdır.
4. Kullanıcı farkındalığının artırılması
Kullanıcıların oltalama saldırıları gibi sosyal mühendislik saldırılarına karşı bilinçlendirilmesi bu saldırılara karşı alınabilecek en etkili tedbirdir. Kullanıcı eğitimlerine güvenlik konusu mutlaka dahil edilmelidir.
5. Süreçlerin sürekli denetlenmesi
ERP yazılımının, kullanıcılarının ve veritabanının sürekli izlenmesi ve saldırgan veya alışılmışın dışında gözlemlenen hareketlerin hızlıca tespit edilip gerekli müdahalelerin yapılması hayati önem taşımaktadır.

Tıbbi Cihazların Hacklenmesi

Billy Rios adlı bir Bilgi Güvenliği Uzmanı geçtiğimiz yaz ölümcül bir durumla karşı karşıya kalmasına neden olan bir durumda hastanenin acil servisine girdiğinde kendi durumunun kritikliğine çok az odaklanabilmişti. Bunun nedeni ise, acil serviste gördüğü otomatik ilaç pompalarını daha önce yürüttüğü bir güvenlik araştırmasından hatırlamasıydı. Bilgi Güvenliği Uzmanının beyin omurilik sıvısın burnundan akıyor olmasından çok, onu bağlayacakları ilaç pompasının “hacklenmesi” konusunun endişelendirmesinin somut bir nedeni vardı.
Rios’un tespit ettiği zafiyet her hangi birinin internet üzerinden pompanın ilaçlar için belirlediği üst ve alt doz miktarlarını değiştirmesine imkan veriyordu. Bu güvenlik açığından faydalanan bir hacker pompaların ölümcül sınırların üstünde ilaç verip hastaların ölümüne neden olmalarını sağlayabilirdi.
Bu konuda araştırma yapan başka bilgi güvenliği uzmanları daha önce internet üzerinden erişilebilir ve yönetilebilir halde insülin pompaları, defribilatör ve çeşitli tıbbi cihaz tespit etmişlerdi. 2011 yılında Jerome Radcliffe adlı bir araştırmacı birkaç dolarlık basit bir düzenek kurarak otomatik insülin pompalarının dozlarının uzaktan değiştirilebileceğini göstermiş ve ondan beri her sene kalp pilinden, radyoloji cihazlarına kadar pek çok tıbbi cihaz için yeni “hacklenme” yöntemleri ortaya çıkmaktadır.
  10143-researchers-preparing-to-x-ray-a-patient-pvÜzgünüz, böbreğinizi “hacklemişler” (temsili) 
İlaçları hastalara otomatik olarak veren bu pompaların üreticilerinin dokümanları cihazların yazılımlarında “insan hatasından kaynaklanan nedenlerle yanlış doz kullanımı” durumlarına karşı ek tedbirlerin bulunduğu açıkça belirtmektedir. Rios tarafında tespit edilen güvenlik zafiyeti ise, cihazın hastane yönetim sistemi ile kurduğu iletişime müdahale ederek, sistemden alması gereken güncelleme yerine saldırgan tarafından gönderilen sahte güncellemenin cihaza yüklenmesine imkan veriyor. Bu sayede hacker pompanın kendi üzerinde bulunan ve bu tür müdahalelere karşı bir miktar koruması bulunan yazılıma saldırmak yerine bu pompaları merkezi olarak yöneten yazılıma müdahale ederek amacına ulaşabilir.

Billy Rios, markasını burada vermeyeceğim ancak dünya genelinde 55,000’den fazla hastanede kullanılan bu ilaç pompalarını yöneten yazılımda 4 farklı güvenlik zafiyeti tespit etmiştir.
Tespit ettiği bu yazılım kaynaklı güvenlik zafiyetlerine ek olarak sistemlerin güncellemeleri için kullanılan işlemlerde de önemli bir zafiyet bulunmaktadır. Akıllı telefonlarımızın güncelleme indirirken güncellemenin kaynağını ve indirilen güncelleme dosyasının bütünlüğünü kontrol etmesini sağlayan bazı tedbirler vardır ve bu nedenle her hangi birinin size “uygulama güncellemesiymiş gibi” zararlı yazılım gönderme imkanı yoktur. Rios, yaptığı çalışmalarda, yazılımda tespit ettiği güvenlik zafiyetlerine ek olarak bu tür bir kontrolün de yapılmadığını görmüş. Bu zafiyet her hangi birinin “güncelleme” dosyası gibi görünen bir zararlı yazılımı pompaya yükleyerek pompanın yönetimini ele geçirmesine imkan verebilir.
Her geçen gün, kardiyolojiden onkolojiye kadar geniş bir yelpazede kullanılan başka cihazların da hastane yönetim sistemleri ile bağlantılı halde (güncelleme, doz, tedavi veya hasta bilgisi gibi verileri gönderip aldığı) çalışmaya başlaması tıbbi cihazların güvenliği konusunu gündemimize taşımaktadır. Nesnelerin interneti konusunun somutlaşmaya başladığı bu günlerde, özellikle acil servis gibi noktalarda cihazların gerçek zamanlı veri akışına imkan verecek biçimde birbirine veya bir sisteme bağlı olması hayat kurtarabilecek bir gelişmedir.
Geçtiğimiz senenin Ekim ayında A.B.D. İç Güvenlik Bakanlığı (U.S. Department of Homeland Security) 20’den fazla tıbbi cihazın hackerlar tarafından ele geçirilebileceği düşüncesiyle geniş çaplı bir araştırma başlatmıştı. Reuters haber ajansına kimliğini gizleyerek açıklamalarda bulunan bir bakanlık yetkilisi, araştırmaların siber saldırı şüphesi üzerine başlatıldığını söylemişti. Söz konusu tıbbi cihazların “hacklenmesi” olduğunda 2007 yılında, o dönemin A.B.D. Başkan Yardımcısı olan Dick Chenney’in kullandığı kalp pilinin kablosuz iletişim özelliğini devreden çıkarttığını hatırlamadan edemeyiz. Bu konu çok geniş yankılar bulmuş ve bazı dizilerin senaryolarına bile eklenmişti.
Tıbbi cihazların “hacklenmesi” konusunda tek felaket senaryosu birilerinin uzaktan öldürülmesi ile sınırlı değildir. Bu cihazların hasta kayıtlarını ve verileri gönderdiği ve depoladığı sunucuların da bu cihazlarla olan iletişiminin güvenlik seviyesinin yetersiz olduğunu gösteren araştırmalar vardır. Bu seviyedeki güvenlik zafiyetlerinin istismar edilmesi hasta kayıtlarının silinmesine veya değiştirilip yanlış teşhis ve tedavilere neden olunmasına imkan verebilir.
Tıbbi cihazlarının güvenliği konusunda karşılaşılan en büyük sorunlardan birisi de bu cihazların yönetildiği ara yüzlerin internet üzerinden erişilemez olduğu ve sadece hastane içerisindeki bir bilgisayardan çalıştığı varsayıldığı için asgari güvenlik tedbirlerinin de bir bölümünün alınmamasıdır. Örneğin, hemşire bilgisayarından yönetilen veya takip edilen bir cihazın kontrol paneline ulaşmak için ya hiç parola istenmemesi veya “1234” gibi çok basit parolaların kullanılması, tıbbi cihazların güvenliğini olumsuz yönde etkilemektedir. Yaptığım güvenlik testlerinden birinde 100’e yakın hemşirenin kullandığı bir yazılımda “test” adlı tek bir kullanıcı gördüğümde inanamamıştım, sonradan bu kullanıcının hastane henüz yazılımı almadan denerken açıldığı ortaya çıkmıştı. Hastane yazılımı satınaldıktan sonra da kimse yeni kullanıcılar eklemekle uğraşmamış, mevcut kullanıcı bilgilerini paylaşıp kullanmaya devam etmişlerdi.
İnternete doğrudan bağlı olmasa bile başka cihaz veya sistemlerle kablolu veya kablosuz olarak her hangi bir şekilde iletişim kuran bütün cihazların “hacklenebilir” olduğunu hatırlayıp gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmasında her zaman fayda vardır.

Siber güvenlik için 40 öğüt

Kendimi tanıtırken “Ahlaklı Bilgisayar Korsanı” demeyi seviyorum. Bunun başlıca nedenleri arasında “hacker” kelimesinin medya tarafından fazlaca kullanılarak içinin boşaltılması, bu “işlere” bulaşmamın oyun korsan oyun (ing. Crack) ile olması ve tabii ki çocukluk hayalim olan; “büyünce korsan olucam!” vardır. “Sunumlarınızın arkaplanında neden korsan bayrağı var?” sorusuyla da sıkça karşılaşıyorum, böylece, bu soruya da kısmen yanıt vermiş oldum.

Bu Pazar günü bir gazetede “Katip Çelebi’den korsanlara öğütler” başlıklı bir yazı okurken aklıma geldi ve Katip Çelebi’nin “Tuhfetü’l-Kibar Fi Esfari’l Bihar (Deniz Savaşları Hakkında büyüklere Armağan)” çalışmasında, denizcilere yönelik, sıraladığı 40 öğüdü; “Siber savaşlar hakkında büyüklere armağanlar” başlığı altında toparlamaya çalıştım. Bazı öğütler Katip Çelebi döneminin jeopolitik durumuna özel olarak yazıldığı için bunları listeye dahil edemedim. Dolayısıyla aslı 40 olan öğüt sayısının altında kaldım.
“Siber Savaşlar Hakkında Büyüklere Armağanlar”
Katip Çelebi’nin 40 öğüdü için kaynak olarak Deniz Kuvvetlerinin “Bahriye Wiki” sayfasını kullandım. (http://www.dzkk.tsk.tr/pages/denizwiki/konular.php?icerik_id=125&dil=1&wiki=1&catid=4)
 ilk öğüdü, denizcilik bilgisi sınırlı olan Kaptan Paşa ve diğer önemli komutanların, mutlaka tecrübeli denizcilere danışmaları gereği üzerinedir.
Bilgi güvenliği konusunda bu alanda tecrübeli, marka bağımsız danışmanlarla çalışmanın önemini her fırsatta dile getirmeye çalışıyorum. Herhangi bir güvenlik ürününü satan firmanın size danışmanlık yapması, en azından kendi ürününü az da olsa öne çıkartmadan bunu yapması, çok zordur. Bu nedenle bilgi güvenliği duruşunuzu ve yatırımlarınızı sağlam temellere oturtmak için bağımsız danışmanların tecrübelerinden faydalanılması önemlidir. Benzer şekilde bilgi güvenliği farkındalığı eğitimlerinin de kuruluş dışından birileri tarafından verilmesi kuruluş personeli tarafından verilmesinden çok daha verimli olacaktır.
2’nci öğüt, inşa süresinin kısa olması nedeniyle, mümkün olduğunca Donanma gemilerinin, istanbul Tersanesi’nde inşa edilmesi üzerinedir.
Yedekleme, yedekleme ve yedekleme. Bir olayla karşılaştığımızda hem kuruluşun kıymetli verilerinin kaybolmaması hem de kısa sürede tekrar “işler” hale gelmemiz aldığımız yedeklere bağlıdır. Veri yedeklerinin yanında önemli ağ ve güvenlik cihazlarının konfigürasyon yedeklerinin alınması şarttır. Elinizde yeni nesil güvenlik duvarları olabilir ve üreticiyle 12 saat içerisinde cihaz değişimi sözleşmesi de yapmış olabilirsiniz ama 12 saatin sonunda elinize ulaşan cihaza 200-300 kuralı hatırlamaya çalışarak manüel olarak girmeye çalışırsanız sıkıntı uzar. Bu nedenle “geri dönüş” süresini kısaltmak için veriler kadar konfigürasyon yedeklerinin alınması da önemlidir.
3‘üncü öğüt, gemilerin lojistik açıdan tam olarak donatılmalarının gereğini ortaya koymaktadır.
Doğru bir savunma hattı inşa etmek için gerekli temel bileşenlere sahip olunması şarttır. Tabii ki bütçe kısıtları gibi etkenlerle hepimiz son çıkan yeni nesil güvenlik duvarından 5’er 10’ar tane alabilecek durumda değiliz ancak hiç değilse doğru ayarlanmış bir güvenlik duvarına, kuruluş ağındaki bütün bilgisayarlarda antivirüs’e ve basit de olsa bilinen ve işletilen bir bilgi güvenliği politikasına (ISO27001 değil, basitçe “şu yapılır, bu yapılmaz” gibi üst yönetim sponsorluğunda bir yazı) ihtiyaç vardır.
 4’üncü öğüt, Donanma gemilerinin ilerisinde mutlaka keşif maksatlı gemi görevlendirilmesini dikte etmektedir.
Ağımızda olup biteni izlememizi sağlayacak bir yapı kurmalıyız. Dışarıya doğru açılan trafik, başarısız giriş denemeleri, ağ üzerinde çalışan servislerin takibi gibi belli başlı konularda bize bilgi verecek ve gerekli alarmları üretecek bir sistem kurulmalıdır. Hayır, gidip 100,000 Dolara SIEM (Security Incıdent Events Management) projeleri yapalım demiyorum, yapabilirseniz çok iyi, ama yapamıyorsanız da bunları takip edecek ücretsiz ve/veya açık kaynaklı yazılımlar var.
5’inci öğüt, Donanmada 200 parça gemi olursa, bunun iki kol (hat) halinde tertiplenmesinin faydalı olacağını açıklamaktadır.
Genel olarak savunma hattımızı kademeli olarak kurmamızda fayda var. Bu sayede bir cihazın devre dışı kalması, atlatılması veya ele geçirilmesi halinde saldırganları tespit edebilecek veya durdurabilecek bir çözüm daha olacaktır.
6’ncı öğüt, denizde öğlenden sonra bir liman yakınında bulunuluyorsa, o limana girilerek, geceyi limanda geçirmenin faydalarını anlatmaktadır.
Geceyi güvenli bir limanda geçirmek gibi, her gece düzenli olarak yedek alınmalıdır.
7’nci öğüt, Boğaz dışında bulunulduğunda, seyre çıkmadan önce sabah namazının kılınması gerektiğini vurgulamaktadır.
Namaz’a benzetmek doğru olmaz tabii ki ama bilgi güvenliği konusunda sabah işe gelir gelmez yapılmasında fayda olacak bazı şeyler var. Bunları günlük rutininize dahil edebilirseniz orta ve uzun vadede mutlaka faydasını görürsünüz. Sabah yapılacaklar arasında bir önceki gecenin saldırı loglarının (başarısız giriş denemesi, dışarı doğru açılan trafik, başlatılan servisler, vb.) incelenmesi, ortaya çıkman ve ağımızda bulunan sistemleri etkileyebilecek zafiyetlerin listelenmesi, yedeklerin doğru alınıp alınmadığının teyidi, yerel ağda belirmiş olabilecek yeni servislerin tespit edilmesi gibi temel konuları sayabiliriz.
8’inci öğüt, forslu gemi komutanlarının (baştarda reisleri) tecrübeli denizciler arasından seçilmesinin önemine işaret etmektedir.
SOME (Siber Olaylara Müdahale Ekibi) gibi bilgi güvenliği alanında çalışacakların bu alanda az da olsa tecrübesi olan personellerden seçilmesi önemlidir. Güvenlik seviyemizi koruyacak bazı rutinlere hakim, strese girmeyen ve güvenlik konusunun temellerine hakim arkadaşların görevlendirilmesi bir olay yaşanması halinde başarı ve başarısızlık arasındaki çizgiyi belirleyecektir.
9’uncu öğüt, Donanma içerisinde bastardaların yavaş gitmelerinin faydalı olacağını belirtmektedir.
Her cihazın olduğu gibi güvenlik cihazlarının kapasiteleri sınırlıdır. Bu gerçeğin bazı üreticilerin dokümanlarında (bkz. kapasitelerin yazılı olduğu kuşe kağıda basılmış parlak dokümanlar) kabul edilmediğini hepimiz görmüşüzdür. Yeni nesil olarak satılan ve 100 Mbps trafik kaldırabilen bir cihazın kapasitesinin IDS/IDS, malware, vb. modüllerinin devreye alınmasından sonra bu kapasiteyle çalışamaması normaldir. (bu bir “üreticileri kötüleme” yazısı değildir, üreticilerde çalışan dostlarım kızmasın) Bu durumda bizlerin gerçek kapasiteyi (kullanacağımız modüller devredeyken) bilip planlamamızı buna göre yapmamız gerekmektedir.
10’uncu öğüt, bey gemilerinin bastardaların önünde bulunmalarının önemine dikkat çekmektedir.
Cihazların işlevsel kapasitelerine göre yapılacak planlama sayesinde ağ üzerinde “dar boğaz” oluşması engellenmiş olur.
11’inci öğüt, gemilerin münavebeli olarak yağlanmalarını, bir grubun nöbetçi kalmasını, bu ihmal nedeniyle ağır zayiatlar verildiği anlatmaktadır.
Güncellemeler ilgili ağ bileşenlerini olduğu gibi ağ işleyişini de etkileyebilir. Bu nedenle kritik güncellemeler mutlaka önceden planlanmalı ve bir şeylerin ters gitmesi halinde yapılacağı önceden belirlenmelidir. Birden fazla benzer bileşen olması halinde güncellemeler sıraya yapılabilir.
12’nci, 13üncü ve 14’üncü öğütler Donanma özelinde ve dönemin jeopolitik şartlarına göre yazılmıştır.
15’inci öğüt, gemilerin gece fırtına çıktığında, müsademe riskine karşı gece boyunca fenerlerini yakmalarının faydalı olacağını belirtmektedir.
Gemilerimizi görebilmeye ihtiyaç duyduğumuz gibi ağ üzerindeki bilgisayarları da tanıyor olmamız lazım. Bu nedenle yerel ağa bağlı bilgisayarların tanınması ve tanınmayan bir sistem tespit edilmesi haline neler yapılacağı belirlenmelidir. Pahalı NAC (Network Access Control – Ağ Erişim Denetim) sistemleri almanız şart değil ama kimlere hizmet verdiğimizi de bilecek durumda olmalıyız.
16’ncı öğüt, Donanmanın sığlıklar ve seyir engelleri nedeniyle Ege Adaları arasında, ihtiyaç olmadıkça seyir yapmamalarını dile getirmektedir.
Kuruluş kaynakları kullanılarak internet üzerinde nerelere erişilebileceği belli olmalıdır. Tarayıcıyı vektör olarak kullanan saldırıların sayısının her gün arttığını görüyoruz. Yönetim kararıyla erişimi engellenen sosyal paylaşım sitesi vb. yerler dışında da güvensiz olabilecek zararlı yazılım dağıttığı bilinen sitelere de erişim kapatılmalıdır. Torrent trafiği gibi yapı itibariyle risk oluşturabilecek ağ trafiklerinin de benzer şekilde engellenmesi gerekmektedir.
17’nci öğüt, Donanmanın başka bölgelerde bulunduğu durumlarda, Ege Adalarını korumak için 10 parça geminin görevlendirilmesini talep etmektedir.
Sadece güvenlik konusunda çalışan personelin olmadığı kuruluşlarda günlük koşuşturma arasında bazı önemli güvenlik sorunların gözden kaçtığını görüyoruz. Bu nedenle ilk tavsiyemiz tabii ki bu sadece bu alanda çalışacak uzman(ların) istihdam edilmesidir. Bunun yapılamaması durumda ise bazı güvenlik görevlerinin çeşitli yazılımlarla otomatik hale getirilmesidir.
18’inci öğüt, Donanmanın sisli ve puslu havalarda kıyıya yakın seyrettiğinde, uygun bir bölgede demirlemesini, açık denizde seyredildiğinde ise, Kaptan Paşanın bastardasında mehter marşları çalınmasını, böylelikle gemilerin dağılmasının önlenmesini açıklamaktadır.
Donanmada bizim gemimiz dışında da gemiler olduğu gibi kuruluş ağı üzerinde bizim sorumlu olduğumuz sistemler dışında da sistemler vardır. Saldırganlar tarafından da istismar edilen en geniş saldırı yüzeyi olan istemciler bunun başında geliyor. Kuruluş bilgi güvenliğinin sağlanması için bu sistemlerin de güvende olması gerekmektedir. İstemciler gibi kontrolümüzün dışındaki sistemlerin güvenliğinin sağlanması için bu sistemlerin kullanıcılarının düzenli olarak bilgi güvenliği konusunda farkındalıklarının arttırılmasını sağlayacak çalışmaların yapılması gereklidir.
19’uncu öğütte, reislerin deniz ilmini iyi bilmeleri, harita ve pusuladan anlamaları, bu konuda hevesli olmaları dile getirilmektedir.
Güvenliğin sağlanabilmesi için güncel saldırıları takip etmek, yeni çıkan güvenlik yaklaşımları benimsemek ve kendimizi sürekli geliştirmek şarttır. Bu nedenle kuruluş bilgi güvenliği konusunda çalışacakların savunma teknolojilerine ve saldırı tekniklerini hakim oldukları kadar bu alanda kendilerini geliştirmeye hevesli olmaları gerekmektedir.
20’nci öğüt, gemicilerin sınava tabi tutulmasını ve başarılı olanların ödüllendirilmesini, böylece diğer denizcilerin teşvik edilmesini anlatmaktadır.
Sınavlar ve sertifikasyonlar bilgi güvenliği konusunda temel seviyede bilgi sahibi olduğumuzu belgeler. Kuruluş olarak iş ilanlarında üretici bağımsız sertifikalar talep etmekte fayda olabilir. Aklıma gelen başlıca sertifikalar; CEH (Certified Ethical Hacker), eCPT (eLearnSecurity Certified Penetration Tester), TSE Sızma Testi Uzmanı (Kayıtlı, Sertifikalı veya Kıdemli), GPEN (GIAC certified Penetration Tester) ve Comptia Security+ olacaktır. Tabii ki sertifikası olmadan da alanında çok başarılı iş yapan arkadaşlarım olduğu kadar sertifika sahibi olup da en basit konularda bile fikri olmayan tanıdıklarım var. Yukarıdaki tespitim geneldir, kimse üzerine alınmasın.
21’inci öğütte, Düşman donanmasının açık denizde, Donanmamızın ise, sahile yakın olduğu durumlarda muharebeden kaçınılması belirtilmektedir.
Ne yazık ki bu bizim verebileceğimiz bir karar değil. Savunan taraf olarak sürekli dezavantajlı durumda olan biziz. Saldırganların motivasyonlarının yüksek olması, kaynaklarının bol olması, zaman kısıtlarının olmaması gibi nedenlerden dolayı her zaman bizden bir adım öndeler.
22’nci öğüt, Düşman kalyonlarına çatışmanın başlangıcında çatma ile yanaşılmamasını, öncelikle uzun menzilden dümen ve direklerinin hedef alınmasını belirtmektedir.
Kademeli güvenlik yaklaşımı ile saldırının ve saldırganın farklı kademelerde bulunan farkı güvenlik cihazları ile durdurulmasına yönelik bir mimari benimsenmelidir. Güvenlik duvarı-IPS/IDS-Antivirüs en yaygın olarak gördüğümüz kademeli yaklaşımdır.
23’üncü öğüt, Kaptan Paşa’nın sancak gemisinin muharebe hattının gerisinde, 3 gemi ile pruvadan, iki gemi ile pupadan emniyet alınmasını dikte etmektedir.
Kuruluşumuz ağı üzerinde gerçekten korumamız gereken veri veya sistemlere fazladan özen gösterilmelidir. Müşteri bilgileri, kredi kartı numaraları veya ticari sır gibi kritik verilerin bulunduğu sistemlerde, veritabanı güvenlik duvarı (database firewall) veya web uygulaması düvenlik duvarı (web application firewall) gibi tedbirlerin alınmasında fayda vardır.
24’üncü ile 29’uncu öğütler deniz savaşları ve dönemin jeopolitik durumuna özel olarak yazılmıştır.
30’uncu öğüt, düşman gemisi bütünüyle teslim alınmadan, ganimet toplanmaması gereğini açıklamaktadır.
Korumamız gereken sistemlerin tamamı güvenli olmadığı sürece güvenlikten söz etmemiz mümkün değildir. Sadece sunucularımızı korumak bizi istemcilere yönelik saldırılara karşı açık bırakır. Bu nedenle kuruluş ağına bağlı sistemlerin tamamının güvenliğini ağlayacak bir güvenlik yaklaşımı benimsenmelidir.
31’inci öğüt, gemi sualtından isabet aldığında, yaranın bez parçaları, sarık vb. cisimlerle kapatılmasının faydalı olabileceğini ifade etmektedir.
Her gün ortaya çıkan güvenlik zafiyetleri gemiye isabet eden top atışlarına benzetilebilir. Tek bir zafiyetin sistemlerin tümünün ele geçirilmesine sebep olabilecek kadar önemli olabileceği gibi birden fazla “önemsiz” gibi görünen zafiyetin bir araya gelmesi benzer bir sonuç doğurabilir. Ne olursa olsun yayınlanan güvenlik zafiyetlerine karşı gerekli tedbirler alınmalı ve güncellemeler düzenli olarak yapılmalıdır.
32’nci ile 35’inci öğütler arasında kalanlar topçuluk ve asker istihdamı hakkındadır.
36’ncı öğütte, kalyon sınıfı gemilerin Boğazdan çıktıktan sonra Donanmaya fazla bir katkı sağlamadıkları belirtilmektedir.
Bazı çözümlerin bazı saldırı türlerine karşı etkili olamayacağını biliyoruz. Güvenlik konusunda her derde deva tek bir çözüm olmadığı gibi tek bir konuda tam çözüm sunan cihaz ve yazılımlar da azdır. Örneğin APT (Advanced Persistent Threat – Gelişmiş Sürekli Tehdit) saldırılarına karşı olan bir çözümün mutlaka SSL (bkz. https, port 443) sonlandırıp SSL ile şifrelenmiş olarak geçen trafiği izleyebiliyor olması şarttır. Bunu yapmayan bir çözüm sizi sadece APT değil, normal saldırıların bile önemli bir kısmına karşı koruyamayacaktır.
37’nci öğütte, Donanmanın hafif ve hızlı gemilerden oluşturulmasının, rüzgara tabi olan kalyonlardan oluşan düşman donanmasına karşı üstünlük sağlayacağı belirtilmektedir.
Saldırganların bize göre avantajlı durumda olduklarını biliyoruz bu nedenle az da olsa kendimize üstünlük sağlayabileceğimiz bir kaç konunun başında saldırganları hızlıca tespit etmek geliyor. Ağımıza ilk temas ettikleri noktada fark edilen saldırganlara karşı hızlıca tedbir almak mümkündür. Aksi takdirde, yapılan araştırma sonuçlarında da görüldüğü gibi saldırganlar yüzlerce gün (ortalama 220 gün) kuruluş ağının içerisinde tespit edilmeden dolaşabiliyorlar.
38 ve 39’uncu öğütlerde, ele geçirilen düşman kıyılarında kaleler inşa edilmesi ve bu suretle düşmanın etkisiz hale getirilmesinin önemi vurgulanmaktadır.
Ağımızın sadece internete bakan arayüzlerinin değil, kendi içinde iletişim kurmak için kullandığı arayüzlerin de güvenlik duvarı benzeri bir güvenlik tedbiriyle korunması gerekmektedir. VLAN’lar arasındaki iletişim ve hatta istemci ve sunucular arasındaki iletişimde bile nelere izin verilip verilmediği belli olmalı ve bu kuralları uygulayacak bir tedbir bulunmalıdır.
40’ıncı ve son öğütte, “Osmanlı padişahları ve Kaptan Paşaların sefer ve savaşlarının okunması, dinlenmesi ve bunlardan dersler çıkarılmasının önemi ile bu konuda gaflete düşmenin yaratabileceği tehlikeler” vurgulanmaktadır.
Başarılı saldırıların anatomileri incelenerek bunlardan gerekli dersler çıkartılması gereklidir. Bu şekilde belirlenen yeni saldırı vektörlerine ve tekniklerine karşı gerekli tedbirler alınmış olur.

MITRE ATT&CK Gerçek Hayatta Ne İşimize Yarar?

  Rusya kaynaklı siber saldırılar webinarı sırasında üzerinde durduğum önemli bir çalışma vardı. MITRE ATT&CK matrisini ele alıp hangi...