Showing posts with label İsrail. Show all posts
Showing posts with label İsrail. Show all posts

Friday, July 25, 2014

Siber Savaş Tarihinden bazı olaylar


1998 yılının mayıs ayında Endonezya'da başlayan Çin karşıtı gösterilere tepki olarak ortaya çıkan ve kendilerine “China Hacker Emergency Meeting Center” (Çin Hacker Acil Toplanma Merkezi) adını veren yaklaşık 3,000 hacker Endonezya hükümetine ait internet sitelerine saldırmıştır. Ertesi yıl, 7 Mayıs 1999 günü NATO'ya ait bir savaş uçağının yanlışlıkla Yugoslavya'nın Belgrad şehrinde bulunan Çin Büyükelçiliğini bombalamasının üzerinden 12 saat geçmeden A.B.D hükümetine ait yüzlerce site Çin kaynaklı yoğun saldırılara maruz kalmıştır. 2001 yılında Güney Çin Denizi üzerinde bir A.B.D. Savaş uçağıyla karpışmasının ardından yaklaşık 80,000 çinli hacker A.B.D. hükümetine saldırmıştır. New Times gazetesi bu olayı I. İnternet Savaşı (World Wide Web War I) olarak adlandırmıştır.  

2007 yılı siber savaş açısından önemli bir yıldır. Estonya ve Suriye'de yaşanan olaylar siber savaşın ulaşabileceği boyutları net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Estonya Hükümetinin İkinci dünya savaşı sırasında hayatını Estonya'da kaybeden Rus askerleri için dikilen anıtın yerinin değiştirilmesi için aldığı karar sonrası ülkenin internet altyapısını felç eden DDoS saldırıları başlamıştır. Saldırılarla Rus Hükümeti arasında doğrudan bir bağlantının varlığına ilişkin bir kanıt olmasa da saldırıların Rus Hükümetinin emriyle gerçekleştirildiğine dair yorumlar yapılmıştır. Yoğun saldırı ile ülkede bankacılık işlemleri, devlete ait internet siteleri haber portalları gibi başlıca internet hizmetleri kullanılamaz hale gelmiştir.  Gelen yoğun DDoS (sistemleri çalışamaz hale getiren dağıtık yapıdaki saldırılar) bankaları yeterince sıkıntıya sokmazmış gibi kredi kartı veren kuruluşlar panik sonucu verdikleri kararla kendi sistemlerini kapatmıştır. Saldırıların çoğunun Rusya'dan geldiğinin tespit edilmesi üzerine Estonya yurt dışından gelen internet hatlarını kapatmış ama buna rağmen saldırılar birkaç hafta daha devam etmiştir.

Tallinn'deki Bronz Asker Anıtı

27 Nisan 2007 günü başlayan ve ciddi sıkıntılara yol açan saldırılar NATO bünyesine uzman bir birimin kurulmasına katkı sağlamıştır. NATO bünyesinde kurulan “mükemmeliyet merkezi” (Center of Excellence) tesadüfen Estonya'nın Tallinn kentinde ve olaylara yol açan Rus Askeri Anıtının eski yerine çok uzak olmayan bir yerde bulunmaktadır. Cooperative Cyber Defence Centre of Excellence adıyla anılan “İşbirlikçi Siber Savunma Mükemmeliyet Merkezi'nin” başlıca amaçları aşağıdadır;
  • NATO ağı olan NNEC içerisinde güvenlik düzeyine yükseltmek
  • savunmaya ilişkin doktrinleri ve konseptleri geliştirilmek ve yürürlüğe koymak
  • Bilgi güvenliği ve siber savunma konularında bilinç ve eğitim düzeyini arttırmak
  • Siber savunma tatbikatlarına destek vermek
  • Siber savunmanın hukuki çerçevesini oluşturmak

Estonya'da yaşanan bu olay siber uzayın Dünya'dan önemli bir noktada ayrıştığını göstermiştir. Dünya'da barış durumu ülkeler arasında savaş olmamasıdır, savaşlar ise ilan edilir ve ülkeler arasında yapılır. Estonya'ya yapılan saldırılar ise savaş tanımına uymamaktadır. Resmi açıklamaları dikkate alırsa olay “milliyetçi duyguları ağır basmış” sivillerin başka bir ülkeye saldırmasından ibarettir. Bir ülkenin halkı, kendi hükümetinden veya ordusundan bağımsız bir şekilde başka bir ülkeye savaş açmış. Estonya örneğinde bu olayın “savaş” olarak nitelenip nitelenmemesi önemlidir. Estonya NATO üyesi olduğundan savaşa girmesi A.B.D. Dahil pek çok ülkeyi ilgilendirebilecek bir durumdur.  Silahların, orduların, füzelerin, savaş uçaklarının yerini virüsler, kötücül yazılımlar ve dizüstü bilgisayarlar aldığı için savaşlar ne yazık ki devletlerin vereceği kararlar sonucunda değil, neredeyse canı isteyen herkes tarafından başlatılabilir.

Aynı yılın 6 Eylül gecesi, İsrail hava kuvvetlerine ait F15 ve F16'lardan oluşan bir grup savaş uçağı Suriye'nin kuzeyinde bulunan bir nükleer tesisi bombaladı. Bombalama olayının özünün sıradan olmasına karşılık ülkeyi neredeyse boydan boya geçen ve radarlardan kaçabilecek teknolojiye sahip olmayan bu uçakların Suriye radarları tarafından görülememiş olması ilginçtir. Milyarlarca dolar değerindeki son teknoloji ürünü radar sistemlerinin 1970'lerde tasarlanmış ve üretilmiş bu uçakları görmemiş olması imkansızdır. Operasyonun başarısını saldırıdan önce Suriye radar sistemine sızılmış olmasında yatmaktadır. Bu sayede İsrail Suriye radarlarına istediği görüntüyü yüklemiş ve böylece hava sahasında bulunan İsrail uçaklarını görememiştir. Radar sistemlerini etkisiz hale getirmek için kullanılabilecek çeşitli yöntemlerden bazılarına örnek vermek gerekirse:
  • Hedef hava sahasına radara yakalanmayacak kadar ufak bir insansız hava aracıyla sızıp radar sinyalini boğacak bir yayın yapılabilir.
  • Benzer bir insansız hava aracıyla radar sistemini ele geçirecek bir sinyal (takeover packet) gönderilebilir. 
  • Radar kumanda merkezlerindeki bilgisayarlara sızılıp radardan gelen verilerin yorumlanma şekli değiştirilebilir
  • Radarlardan radar komuta merkezine giden kablolara fiziksel olarak müdahale edilebilir.

Kullanılan yöntem her ne olursa olsun radar sistemlerinde tasarımlarından ve çalışma prensiplerinden kaynaklanan açıklar mevcuttur. Suriye'de yaşanan olaydan sonra Rus radar sistemlerinde bazı güncellemeler yapılmış ve bu güncellemeler İran gibi benzer sistemleri kullanan ülkelerde de devreye alınmıştır. Bu operasyonu daha önce bu yazımda da ele almıştım: http://www.alperbasaran.com/2013/03/bostan-operasyonu-israilin-suriyeyi.html

27 aralık 2008 yılında İsrail'in Gazze şeridinde başlattığı ve “dökme kurşun” olarak adlandırılan operasyona tepki olarak Müslüman ve Arap hackerlar sistematik saldırılar başlatmışlardır. Bu saldırılara maruz kalan İsrail web sitelerinin tam sayısı bilinmese de sadece Ocak ayının ilk haftasında etkilenen site sayısı 10,000'den fazladır. Tepki olarak yapılan saldırıların büyük kısmı siteleri değiştirme ve mesaj bırakma şeklindedir. “Defacement” olarak adlandırılan saldırılar 27 aralık 2008 ile 15 Şubat 2009 tarihleri arasında yapılan saldırılarda özellikle ses getirecek hedefler seçilmiştir. Bu kapsamda haber siteleri, siyasi partilere ait siteler, Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ehud Barak'ın sitesi de dahil olmak üzere pek çok siteye Gazze ile ilgili mesajlar ve görseller eklenmiştir.

Siber savaşın devletler dışındaki taraflarına örnek oluşturan Gazze'li hackerların yanında haberlerde sıkça adını duyduğumuz bazı oluşumlara da değinmekte fayda var.
Hacktivist olarak adlandırılan bu grupların başında kuşkusuz Anonymous geliyor. Hacktivist kelimesi ingilizce “hacker” ve “activist” (eylemci) kelimelerinden türetilmiştir. Hacktivistler belli bir amaca hizmet etmek veya belli bir mesaj vermek için siber suç işleyen kişi veya gruplardır. Hacktivistleri tanımlayan temel özellikler siyasi bir amaçlarının olması, asgari düzeyde suç işlemeye eğimli olmaları, eylemlerinin çoğunluğunu küçük gruplar halinde veya yalnız yapmaları ve eylemlerinde belli bir espri anlayışı olmasıdır. Eylemlerin türüne ve yoğunluğuna göre siber terorist olarak da adlandırabileceğimiz  hacktivistlerin bazı eylem biçimleri aşağıda verilmiştir:
  • Web sitelerinde içerik değiştirmeye yönelik yapılan saldırılar.
  • İnternet sitelerinde oturma eylemleri. Bu eylemlerde çok sayıda hacktivist siteye kullanıcı olarak girip kendileri dışındaki kullanıcıların hizmet almasını engeller.
  • Email bombaları ile hedefin e-postalarını hizmet veremez duruma getirilmesi.
  • Yasaklı sitelerin kopyalarını yayınlayarak yasaklı içeriklerin dağıtılması.

Siber savaş olarak adlandırılabilecek olayların meydana gelme biçimlerini incelersek 6 farklı siber savaş yöntemi olduğunu söyleyebiliriz.

1- E-propaganda
Elektronik ortamın propaganda aracı olarak yoğun biçimde kullanıldığı ilk savaş Bosna-Hersek'tir. Tarafların asıl amacı internet bağlantısını kısıtlamak değil propaganda yapmak olmuştur.

2- Yoğun DDoS Saldırıları
Estonya'da yaşanan olaya benzer bir olay 4 Temmuz 2009 yılında A.B.D.'de yaşanmıştır. Beyaz saraya ait internet sitesi, büyük ihtimalle Kuzey Kore kaynaklı bir DDoS saldırısı sonucu 3 gün kapalı kalmıştır.

3- Stratejik Siber Savaş
Saldırıların doğrudan bir ülkenin elektrik altyapısını, hava yolu trafiğini veya bir askeri kuvvetini hedef almasıdır. Bu hedeflere yapılacak bir saldırının elektronik ve fiziksel etkilerinin yanında diplomatik etkileri ve sonuçları da olacaktır. Savaşın siber ortamda başlaması orada yürütüleceği anlamına gelmez. Bu tür bir saldırıya pekala füze ile karşılık verilebilir.

4- Elektronik Sabotaj
Günümüzde sabotaj kavramı soğuk savaş dönemindekinden farklı bir hal almıştır. Elektronik sabotaj konusu yeni değildir. Soğuk savaş döneminde Amerikan mikroişlemci ve otomasyon teknolojisini çalmak isteyen Sovyetler Birliğine A.B.D. tarafından bilinçli olarak yanlış planlar sızdırılmıştır. Bunun sonucunda Sovyetler Birliğinin Sibirya'dan geçen doğalgaz boru hattında bir patlama yaşanmıştır. Yıllar sonra patlamanın gerçek nedeninin yanısıra Rus uzay mekiklerinin aslında NASA tarafından kullanılamaz kabul edildiği için rafa kaldırılan bir tasarımın ürünü olduğu anlaşılacaktı.
Günümüzde ise elektronik sabotaj konusunda Huawei ve ZTE gibi çinli üreticilerin telekom ve ağ ürünlerine kendi ulaşabilecekleri “arka kapılar” yerleştirdikleri iddiaları vardır. İddia sahibinin Pentagon'da çalışmış bir analist olması ve Çin'de devlet ile özel teşebbüs arasındaki ayrımın kesin olmaması nedeniyle Çin hükümetinin bu şirketlerde hisse sahibi olması iddiaları güçlendirmektedir.
Üreticiler bu iddiaları kabul etmemektedir.

5- Operasyonel Siber Savaş
İsrail'in Suriye'yi bombalaması operasyonel siber savaşlara güzel bir örnektir. Bu durumlar siber savaş yöntemlerinin gerçek saldırılara destek vermek için kullanılması olarak da özetlenebilir. 2008 yılında Gürcistan'a saldırmadan hemen önce Gürcistan iletişim altyapısının Ruslar tarafından çökertilmesi bundan böyle sıcak çatışmalara siber savaş unsurlarının da eşlik edeceğini kanıtlar niteliktedir.

6- Suçlu – Terörist İşbirliği

Siber uzayda operasyon yürütmek oldukça ucuzdur. Bir siber saldırı veya tam ölçekli bir siber savaş başlatmak için gerekli sistemler ucuza ve yaygın olarak satılmaktadır. Bugün egemen bir devletle bir avuç sıradan suçlu arasındaki siber savaş yetkinlik farkı sadece teknik uzmanlıktır. Teknik uzmanlık parayla satın alınabileceği gibi insanlara zorla veya onları kandırarak da iş yaptırmak mümkündür. Bu tür bir siber savaş tehdidinin ortaya çıkması ise saldırıya uğrayan tarafın karşılık veremeyeceği bir çatışmanın çıkmasına neden olacaktır.


Sunday, June 15, 2014

NSA, TEMPEST, COMSEC ve İsrail'li Profesör

İngilizcesi "air-gap" olarak bilinen ve özünde korumaya çalıştığımız ağ veya sistem ile internet arasında bir "hava boşluğu" oluşturmak üzerine kurulu olan yaklaşımın son zamanlarda çeşitli şekillerde atlatılabildiği ortaya çıkmaktadır. Son olarak İsrail'de Ben-Gurion Üniversitesi Profesörlerinden Yuval Elovici bu konuda yeni bir yöntem ortaya koydu. 

Hava boşluğu yaklaşımı günümüzde aşağıdaki gibi önemli ağ ve sistemleri korumak için kullanılmaktadır:

  • Askeri/Hükümet sistemlerin güvenliği
  • Finansal/Bankacılık sistemlerin güvenliği
  • SCADA sistemleri gibi altyapı kontrolü için kullanılan sistemlerin güvenliği
  • Nükleer tesis bilgisayar sistemleri
  • Uçuş ve uçuş kontrol sistemleri
  • Bilgisayar destekli tıbbi cihazların güvenliği


Özel geliştirilmiş zararlı yazılımların megastar'ı olan Stuxnet'in hava boşluğunu USB bellek gibi taşınabilir depolama aygıtları sayesinde aştığını biliyoruz. Bu sefer ortaya konulan araştırma sonuçları ise hava boşuluğu ile sağlanan güvenliğin sistemlerin yaydığı elektromanyetik dalgalar kullanılarak atlatılabildiğini göstermektedir. 


Şekil 1: Stuxnet (temsili)

NSA'in COMSEC (Communication Security - iletişim güvenliği) altında ve "TEMPEST" kod adıyla bilinen bir program kapsamında sistemlerin yaydığı elektro-manyetik sinyallerin yakalanarak işlenmesi ve düşmanın da kendi elektro-manyetik sinyallerini yakalamasını engellemek üzerine çalıştığını biliyoruz. 

Geçtiğimiz se
nenin sonlarında Almanya'da bir araştırma biriminin iki adet Lenovo T400 laptop arasında, sadece fabrika çıkışı mikrofon ve hoparlörleri kullanarak veri alışverişi yapabilmiş olması IP dışında yöntemlerin veri sızdırılması için kullanılmasını gündeme getirmişti. Bağlantı hızı saniyede 20 bit ve uzaklık 19 metre idi ama pek çok kişinin aklında soru işaretleri oluşturmaya yetecek kadar önemli bir gelişmeydi. Bu gelişme üzerine TEMPEST'in önemi bir kez daha anlaşılmıştı. 

TEMPEST standartlarının gizli olarak sınıflandırılmış olması sebebiyle bu konuda çok detaylı bilgiye sahip değiliz, ancak NATO'nun kendi TEMPEST standartları 3 temel koruma düzeyi belirlemektedir. Bunlar; NATO SDIP-27 seviye A, B ve C (NATO SDIP-27 Level A, B and C) olarak bilinmektedir. C seviyesi düşmanın korunmassı gereken sisteme 100 metreden fazla yaklaşamadığı senaryolara göre hazırlanmıştır ve A ve B seviyelerine göre biraz daha rahattır. B seviyesi ise düşman ile en az 20 metre mesafe olan durumlara göre düzenlenmiştir. NATO SDIP-27 seviye A ise düşmanın korunması gereken sistemlere 1 metre kadar yaklaşabileceği durumlara göre hazırlanmıştır. 

Geçtiğimiz hafta ise Profesör Elovici hava boşluğu ile korunan sistemler için cep telefonlarının bir tehdit oluşturduğunu ortaya koydu. 

Oltalama (phishing) saldırısı ile akıllı telefona bulaştırılan bir zararlı yazılım bulaştığı telefonun bulunduğu ortamlarda havadaki elektro-manyetik sinyalleri taramaya başlıyor. 
Zararlı yazılım havada tespit ettiği sinyallere müdahale ederek hedef sisteme bir zararlı yazılım yüklenmesini sağlıyor. Yüklediği zararlı yazılım ile telefon arasında radyo sinyalleri kullanan bir ağ oluşturan zararlı hedef sistemden elde ettiği bilgileri cep telefonunun bağlantılarını kullanarak dışarıya aktarmakta ve aynı şekilde talimatları telefon üzerinden almaktadır. Bu saldırının teknik detaylarına tümüyle hakim olmamamıza karşılık hedef sistemin ekran kartının ve monitörünün kullanıldığını biliyoruz. 


Şekil 2: Prof. Elovici ve Ben-Gurion ÜniversitesiAraştırmacıları saldırı hakkında İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'e saldırı hakkında bilgi veriyor. (photo credit: BGU)

Profesör Elovici bu saldırılara karşı şu anda tek etkin yöntemin telefonları kapatmak olduğunu belirtiyor ancak günümüzde bunun ne kadar uygulanabilir bir çözüm olduğu tartışılır. 


Ülkemizde de Aselsan tarafından üretilen SAHAB (2180 Sanal Hava Boşluğu Sistemi) benzeri sistemler aklınıza gelebilir ancak buradaki saldırının kurumsal ağa bağlı olmayan (telefon) bir sistem ve IP protokolleri kullanılmadan (elektro-manyetik sinyaller) yapıldığı için bu çözümler yetersiz kalmaktadır. 


Kurum içerisinde cep telefonu kullanımının sınırlandırılması ve hava boşluğu ile korunan sistemlerin duvarlara, pencerelere ve internete bağlı diğer sistemlere olan uzaklığının denetlenmesi bu tür saldırıların engellenmesi için geçerli önlemlerin başında gelmektedir. 

Saturday, March 30, 2013

Bostan Operasyonu: İsrail'in Suriye'yi bombaladığı gece



6 Eylül 2007 günü saatler gece yarısını henüz biraz geçmişken Suriye’nın Kuzey Doğusunda bulunan Deir ez-Zor bölgesindeki bir tesis İsrail Hava Kuvvetlerine ait F15 ve F16’lardan oluşan bir filo tarafından bombalandı. Sayıları tam olarak bilinmese de 12 – 14 arasında uçaktan oluştuğu düşünülen bu filo’nun eylemi bizim açımızdan çok önemli olmasa da olay gerçekleşme biçiminin aklımıza getirdiği sorular çok ilginçtir. 

2012 yılının Haziran ayında bize ait bir uçağı düşüren Suriye hava savunma sisteminin bu filoyu görmemiş olmasına imkan yoktur. Buna rağmen saldırıya katılan uçakların düşürülmesi bir ana, ateş bile açılmamıştır. Aşağıda “Bostan Operasyonu” (Operation Orchard) olarak da bilinen saldırının en önemli bileşeninin bir siber saldırı olabileceğine işaret eden bulguları paylaşıyorum. 

Resim 1: Bombalanan tesisin olaydan önce ve sonra çekilmiş uydu fotoğrafları


Bostan Operasyonu

Aşağıdaki Suriye haritasında bombalanan tesisin bulunduğu Deir ez-Zor vilayetinin konumu gösterilmiştir.
Resim 2: Bombalanan tesisin bulunduğu Deir ez-Zor vilayeti



Bu durumda basit bir gözlemle İsrail uçaklarının Suriye’yi neredeyse boydan boya geçmesi gerektiğini görebiliriz. Aşağıda izledikleri rota işaretlenmiştir.

Resim 3: İsrail savaş uçakları tarafından izlenen rota


 Suriye’nin hava savunma sistemlerini ne kadar etkin kullandığını gösteren  2012 yılında yaşanan acı olayın yanısıra aşağıdaki harita üzerinde bu sistemlerin konumlarını görebiliriz. 

Resim 4: Suriye hava savunma sistemlerinin konumları


 Üçgenler hava savunma sistemlerinin konumlarını göstermektedir. Uçuş rotasını bu harita üzerine yerleştirirsek operasyonun aslında ne kadar tehlikeli olduğunu daha net görebiliriz.

Resim 5: İsrail uçaklarının rotasının hava savunma sistemleriyle karşılaştırılması



Görüldüğü üzere kırmızı dairenin içerisinde kalan alan hava savunma sistemlerinin yoğun olarak bulunduğu alan. Kısaca operasyona katılan uçakların İsrail’de havalanmasının ardından Suriye sınırına yaklaştıkları anda bu sistemler tarafından tespit edilmiş olması gerekirdi. 

8 Eylül tarihli aşağıdaki gazete haberine göre ise Gaziantep ve Hatay’da İsrail savaş uçakları tarafından bırakılmış yedek yakıt tankları bulunmuştur.

Resim 6: İsrail savaş uçakları tarafından bırakılan yakıt tanklarına dair çıkan haberler


Bu durumda dönüş yolunu da hesaba katarsak İsrail uçaklarının defalarca Suriye hava savunma sistemlerinin menziline girmiş ve tespit edilmiş olmaları gerekmektedir. Aşağıdaki haritaya dönüş yolu da eklenmiştir.

Resim 7: İsrail uçaklarının dönüş rotası

                                         
Beyaz olarak gösterdiğimiz rotanın başladığı yerin bize ait F4 uçağının düşürüldüğü yerde olması nedeniyle Suriye hava savunma sistemlerinin bu bölgeyi rahatlıkla gözlemleyip gerektiğinde vurabildiğini biliyoruz. 

Operasyonda kullanılan F15 uçaklarının 1976’da hizmete girdiğini düşünürsek 2000’li yılların radar sistemleri tarafından görülmemiş olması imkansızdır. Günümüz uçaklarının aksine kompozit malzemeler yerine çelik ve titanyumdan üretilmiş uçakların gövdelerinin gözden kaçması imkansızdır. Bu durumda elimizde kalan tek geçerli seçenek bombardımanın sanal ortamda yürütülen bir operasyonla eşzamanlı olarak gerçekleştirilmiş olmasıdır.




3 farklı senaryo

Ele alacağımız 3 senaryoda da Suriye’ye ait hava savunma sistemlerinin “hacklenmesi” ihtimal dâhilindedir. 

1940’lardan beri çalışma prensiplerinde değişiklik göstermeyen radar sistemleri gönderilen bir radyo dalgası veya lazer ışınının havadaki bir cisim üzerinden yansıyarak geri gelmesi üzerine kuruludur.
“Hayalet uçak” olarak da adlandırılan uçaklar ise gövde yapıları ve kullanılan kaplama malzemeleri sayesinde radarların gönderdiği sinyalleri emerek veya yönünü değiştirerek radara geri gitmesini engelleyerek “görünmez” olurlar. 

Bu durumda ilk geçerli senaryo İsrail uçaklarından oluşan filonun önünden radarlar tarafından görünmeyen ufak bir insansız hava aracının uçması ve bu araçtan Suriye radarlarına sahte radar sinyallerinin gönderilmesi olacaktır. Radarlarda, ne yazık ki, gelen sinyalleri kendilerinin gönderip göndermediğini kontrol edebilecekleri bir sistem bulunmamaktadır. Bu nedenle “havada bir şey yok” sinyali gönderecek bir insansız hava aracı radarların kendi sinyallerinin geri gelmesini, geri gelse bile dikkate alınmasını engellemiş olacaktır. 

İkinci senaryo ise operasyon’a katılan F16’lara bir açıklama da getirebilir. BAE Systems adlı bir İngiliz firması tarafından geliştirilen bir sistem düşman radar sistemlerinin zafiyetlerinin kullanılmasına imkan sağlamaktadır. Bir çeşit “radar sistemi için metasploit” olarak adlandırabileceğimiz sistem sayesinde düşman radarına istenilen görüntü gönderilebilmektedir. A.B.D. ordusunun bu sistemi 2006 yılından beri aralarında F16’ların da bulunduğu bazı uçaklara yerleştirmiş olması nedeniyle bu operasyona katılan F16’ların da bu sisteme sahip olduklarını düşünmemize neden olmaktadır.  

Son senaryo ise Suriye’nin Rusya’dan satınaldığı radar sistemlerinde kullanılan yazılımlarda bir çeşit “arka kapı” bulunmuş olmasıdır. Bu sayede sistemi ele geçiren birisi radarları yönetme kabiliyeti kazanmış olabilir. Arka kapı sonradan keşfedilmiş olabileceği gibi, üretim sırasında kaynak koda da yerleştirilmiş olabilir. Günümüzde kurumsal ağlarda kullanılan bazı ağ ve güvenlik cihazlarında da gördüğümüz bu arka kapılardan gerçekleşecek bağlantı büyük ihtimalle gözden kaçacaktır. Bu sayede ele geçirilen bir sistem tam anlamıyla teslim olmuş olacağı için saldırının bundan sonrası saldırganın insafına kalmıştır. 


Askeri açıdan bu saldırıdan çıkartılabilecek sayısız ders vardır. Bilgi güvenliği alanında çalışan bizler için en önemlisi ise siber savaşlarının nasıl gerçekleşebileceği konusunda bazı ipuçları vermesidir. Askeri ve kamu kurumlarının yanında şirketlerin de artık bilgi güvenliği konusunu sadece bilgisayarlarla sınırlandırarak ele almasının ne kadar tehlikeli olabileceğini görüyoruz. SCADA gibi önemli altyapıları yöneten sistemlerinin siber saldırıların kurbanı olduğunu zaten biliyoruz ve ne yazık ki bu saldırılar artık Stuxnet gibi çok gelişmiş yazılımlarla değil, basit araçlarla yapılmaktadır. 

“Bizim radarımız yok ki?” diyenler için; IP telefonlarınız ortam dinlemesi için kullanılabilir, kullandığınız video konferans sistemine dahil olunup görüşmeleriniz dinlenebilir veya güvenlik kameralarınız sizi izlemek için kullanılabilir. 

Evet, siber savaş cephesi her geçen gün genişliyor ve ne yazık ki bu genişlemeyi yakından takip etmemiz hayati önem taşımaktadır. 

MITRE ATT&CK Gerçek Hayatta Ne İşimize Yarar?

  Rusya kaynaklı siber saldırılar webinarı sırasında üzerinde durduğum önemli bir çalışma vardı. MITRE ATT&CK matrisini ele alıp hangi...